Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Türk Mûsıkîsi Türk Mûsıkîsi Musıkimizde Usul ve İka'

Musıkimizde Usul ve İka'

MUSIKİMİZDE USUL VE İKA’

Ekrem Karadeniz

Her ilimde olduğu gibi musıkide de tatbik edilen usul, bu ilmin esas unsurlarından biridir. Bugün muhtelif musıki erbabı usul ile ika'ı birbirine karıştırmakta olduğu için, biz burada her ikisinin tarifini ve izahını yaparak şümûlünü ve sahasının tâyinine çalışacağız.

Usul, musıki nağmelerinin intizam içinde akışını temin ve nağmelerin kıymetlerini ölçmeye yarayan darblarını meydana getirdiği bir hareket manzumesidir. Bu tariften de anlaşılacağı üzere:

1    — Musiki nağmelerinin bir intizam içinde cereyan etmesi usul ile temin edilecektir. Bununla beraber diğer kaidelere bağlı şartı ile Türk Musıkisinde usulsüz bestelenen veya irticalen okunan eserler de vardır. Gazel, Taksim, Durak gibi eserler bu cümledendir.
2    — Usul, musıki nağmelerinin sür'at ve kıymet hareketlerini ölçmeye yarar.
3    — Musıki nağmelerinin sür'atleri, eller ile vurulan darblarla ifâde edilir.
4    — Usul, muayyen hududlar içinde ve muntazam bir şekilde tekrarlanan darblarla meydana gelir.

Bu saydığımız şartlar mevcud olmadıkça yapılan herhangi bir hareket, musikide usul vasfını taşımaz. Türk Musıkisinde usul ile bestelenmiş pek çok çeşitli eserler vardır. Yaptığımız tetkikat neticesinde 80 kadar usulün bestekârlar tarafından kullanıldığı görülmüştür. Ancak eldeki malzeme ile daha başka usuller tertibinin de mümkün olduğunu kaydetmek isteriz.

 

Batıda ise iki ve üç zamanlı iki çeşit usul vardır. Bunların katları alınarak tertib edilen altı çeşit usulden başka usul mevcut değildir.

Musikide yine nağmelerin sür'at kıymetlerini ölçmeğe yarayan ve sadece muntazam bir şekilde muayyen hudutlar içinde tekrarlanan bîr tek basit darbdan ibaret bir ölçü şekli daha vardır ki, buna bizde îka', Batıda tempo denir. Bir musiki âleti çalanların sür'ati ölçmek için ayakla vurdukları darblar Metronom denilen ve aşağıdan yukarıya ters rakkas şeklinde işleyen âletin ayarlanarak tesbit edilen tek ve basit bir şekilde yaptığı hareketler birer ika'dır. Keza bir deniz fenerinin muntazaman yaptığı hareketler, bir saat pandülünün muayyen hudutlar içinde muntazam bir şekilde tekrarladığı hareketler, hep birer ika' sayılır. Pandülün sağdan sola gidişine basit, soldan tekrar ilk hareket ettiği sağdaki noktaya gelişiyle tamam olan harekete ise, tam ika' denir.

İka' ile usulün farkını anlayabilmek için, usulde yaptığımız gibi, burada da ika'ın bir tarifini yapmamız icâb eder: Muayyen hududlar işinde muntazam bir şekilde tekrarlanan tek ve basit hareketlere ika' denir.

Bu tariften de anlaşılacağı üzere ika' iki nokta arasında muntazam bir şekilde tekrarlanan basit ve tek bir hareketten ibarettir. Usulde ise hareketler tek ve basit değildir. Usul manzumesi içinde tekrarlanan çeşitli ve birbirlerinden kıymetçe farklı darbların tekrarlanmasından ibaret hareketlerdir. Meselâ en küçük usullerden olan dört zamanlı Sofiyan usulünde ika'dakinin aksine iki ayrı kıymette üç çeşit darb, yâni hareket vardır. Birincisi iki zamanlı (Düm) darbı olup, sağ elin iki defa yukarıdan aşağıya inip tekrar yukarı kalkması ile tamamlanır. Yine iki zamanlı olan (Tekâ) darbı ise, iki kısımdan mürekkeptir. Birinci kısmı teşkil eden bir zaman kıymetindeki (Te) darbı sağ elin yukarıdan aşağıya bir defa inip çıkması, (kâ) kısmı ise, yine bir zaman kıymetinde bir darb olup, sol elin bir defa yukarıdan aşağıya inmesiyle tamamlanır ve bu şekil hareket eserin sonuna kadar ayni tarzda muntazaman tekrarlanır. Eğer elimizde bir metronom gibi mekanik bir şekilde ve ayarlı olarak ayni sür'atle hareket eden bir âlet varsa, darbların sür'atle indirip kaldırmakla aynı maksadı temîn edebiliriz.

Sof yan usulünde 2 zamanlı (Düm) darbının sür'atini ölçmek için sağ ayağımızı iki defa yukarıdan aşağıya indirip kaldırmak (Tekâ) darbının birinci kısmı için de ayağımızı bir defa, ikinci kısmı olan (kâ) darbı için de, yine ayağımızı bir defa indirip kaldırmakla Sofiyân usulünü icra etmiş oluruz. Ancak ayağın inip kalkma sür'atini tâyin için, bestekâr eserin başına sür'atin kaç dörtlük veya sekizlik darbın bir dakika içinde icra edileceğine dâir bir kayıt ve işaret koymuş ise, o şekilde; koymamış ise eserin tavrının gerektirdiği şekilde, icraatda melekesi olan musiki erbabı tarafından tâyin edilir.

Meselâ eserin başında sol anahtarından sonra konulan ölçüde usulün 9/4'lük ölçü ile yazıldığı görülürse, her dörtlük işin ayak bir defa vurulur. Eğer 9/8 Ölçüsü ile gösterilmiş ise, ayak her sekizlik için bir defa vurulacaktır ki, bu sür'at 9/4'lükteki sür'atin yarısı kadar olacaktır. Metronom ile bizim usullerimizin hepsini Ölçmeğe imkân yoksa da, 2,3 ve 4'lük darblardan ibaret usulleri, metronomu eserin sür'atine göre ayarlayarak ölçebiliriz. Batıdaki musiki çalışma salonlarında genellikle metronom bulundurulur. Bizdeki usullerden 2,3 ve 4 zamana bölünmesi mümkün olmayanları, metronom ile ölçmeğe imkân yoktur. Bizde bu sür'ati hanendeler ellerindeki Defle muntazaman tâyin ve tesbît ederler.

Defin bulunmadığı yerde bu iş, yukarıda da söylediğimiz gibi, ayak vurularak yapılır. Usullerimizin pek çoğunu bu şekilde icra etmek müm­kün ise de, 10 zamanlı Curcuna usulünde bu intizamdan biraz ayrılarak 5 zamanlı birinci (Düm) darbını ayağın bir kerre vurulması sureti ile imkân içine almak, ikinci 5 zamanlı (Tekâ) darbında da bu beş zamanlı ayağın bir vuruş zamanı içine sığdırılması zor bir iş değildir.

İstanbul Belediye ve Devlet Konservatuvarlannda 10 zamanlı olan bu usul, yine 10 zamanlı olan Aksak Semaî usulü ile karıştırılarak, onun darbları ile ölçülmektedir. Halbuki bu şekil çok yanlıştır. Her ne kadar iki usulün 10 zamanlı oluşu farklarını anlamayanları bu zehaba düşür­müş ise de, her iki usulün, darblarmın şeklini ve akış tarzını tetkik eden­ler, Curcunanın Aksak Semai darbları ile ölçülmesinin usûlün âhengine uygun düşmediğini göreceklerdir.

Esasen eski kitaplarda, Curcuna usulünün isminin Devr-i Süreyya Sofyanı şeklinde yazılmış olması, bu usulün Sofyan grubuna girdiği ve bu gruptaki usuller gibi bir (Düm) ve bir de (Tekâ) darbları ile ölçü­leceği kolayca anlaşılır. Ezcümle Aksak Semai usulünde bestelenen 10 zamanlı bir saz semaîsinin akış ahengi ile 10 zamanlı Curcuna üe beste­lenmiş herhangi bir eserin akış ahenginin birbirlerine benzemediği, ufak bir tetkikle görülebilir.

Konservatuvarları idare edenler, tek rakkamlı olan 5 zamanı ikiye bölerek yarısını darbın birinci, diğer yarısını da ikinci kısmına sığdır­makta muvaffak olamamalarından ileri gelen bir hatâya düşmelerinden dolayı, iki usûlü birbirine karıştırmışlardır. Bundan başka çok sür'atli icra edilen 7 zamanlı Mandra, Çifte Sofyan, Raks Aksağı veya diğer sür'­atli oyun havalarının sekizlik kıymetteki her darbı için bir ayak vurma­nın imkânsızlığı karşısında istisnaî olarak Mandra usulünde 7 zamanlı (Düm Tek Tek) darplarından ibaret olan bir usulü, bir ayak vuruşu ile ölçmek; Çifte Sofyan usulünde de son iki zamanlı (Tek) darbından son­ra ayağı hafif bir şekilde aksatarak, bir zamanlı son (Tek) darbını da son ayak darbesi içine sığdırmak ve bu suretle ikişer zamanlı üç darb-dan sonra son 2 (Tek) darbını 3 zamanı çıkarmak suretiyle icra etmek imkânı vardır.

Hülâsa olarak sür'atli icra edilen eserlerde ayak ile iki yerine bir darb vurmak ve tek rakkamlı usullerde ise bu usulü ikiye bölerek ölç­mek, hiç de zorluk göstermez. Zâten Defin iştirak ettiği topluluklarda, hanende bu içi alışık olduğu şekilde, kolaylıkla yapar. Bu şekil ölçmenin, normal sür'atle icra edilen eserlerde istisnası yoktur.

Bugün bir kısım mûsıki erbabı, Usul ile İka'ı birbirine karıştırmakta ve rahyolarımız bile usul yerine bazen ika' tâbirini kullanmaktadır. Yukarıda da anlattığımız gibi usul ile ika', her ikisi de musiki nağmelerinin sür'atini tâyine yarayan birer ölçü olmakla beraber, birbirlerinden ayrı şeylerdir. İka', ayakla vurulan basit ve tek hareketli darblardır. Usul ise, muhtelif darbların birleşerek meydana getirdiği ve nağmelerin seyrini ölçmeye yarayan hareket manzumesidir. Yâni bir tek hareketten ibaret değildir. Bu itibârla usul ile ika'ı birbirlerinden ayırmak ve eserin nağmelerini ölçerek musıkinin esas unsuru olan "usul" tâbirini kullanmak hususuna itinâ edilmesi için musiki erbabının dikkatlerini çekmeyi fâideli bulduk.

Musikideki usul, aynen vezindeki şiir gibidir, vezin de şiirdeki ifâdenin bir ölçüsüdür.

Notalarımızın yazılış şekilleri:

Musiki eserleri notaya alınırken, baş tarafındaki Sol anahtarından sonra eserin kaç zamanlı usulle bestelendiğini gösteren âdî kesir şeklinde ifâde edilen bir nisbetle belirtilir ki, buna ölçü diyoruz. Adî kesir çizgisinin altına yazılan rakkam, usulün darblarının hangi kıymetteki darblarla ölçüleceğini, çizginin üzerindeki rakkam ise, bir usul içerisinde bu zamanlardan kaç tanesinin bulunacağını gösterir. Her batota çizgisinin arasında, bu miktarda zamanla ifâde edilen küçüklü-büyüklü muhtelif notalar vardır ve her usul bittiğinde, batota çizgisi kapatılır. Bununla birlikte, Diyez ve Bemol gibi arızaların -hükümlerinin anlaşılmasında kolaylık te'mini bakımından, 15'den fazla zamanı ihtiva eden usuller 4. zamanlı batotalara bölünerek yazılır ve usul tamamlandığı zaman, son ba-totanm nihayetine bir yerine iki çizgi çekilir. Bu çizgüer, usulün burada bittiğini gösterir. 15'den fazla zamanlı usullere Büyük Usuller denilir ve bu usullerin hemen tamamı, 4 zamanlı batotalarla bölünebilir. Bu usullerle Peşrev, Kâr, Posta gibi Klasik Sanat eserleri bestelenir. Büyük usullerle Şarkı formunda eser bestelendiğine tesadüf edilememiştir.

Esasen büyük musıki üstadları, Şarkı formunda eser bestelemeye pek fazla çalan musıki erbabına üstad denilmezdi. O zamanlar da bu günkü gibi eseri notaya almak usulü mevcud olmadığından, eserlerin hafızadan silinmemesi için sık sık tekrarlanmaları âdet idi. Tophane Gümrüğü'nde memur olan Bolahenk Nuri Bey'in evinden çıkıp Unkapanı yolu ile iş yerine gidip gelirken, hergün birkaç faslı tekrar ettiğini merhum îbnülemin Mahmud Kemal Bey'den duymuştum.

Kulaktan kulağa nakil sureti ile intikal eden musıki eserlerinin eli­mizdeki notaları arasındaki farklar, işte hafızalarda vâkî olan kaymalar­dan meydana gelmiştir. Ufak tefek farklarla beraber eski eserlerin bir çoğu Batı Notası ile yazılmış veya basılmıştır. Musiki erbabı bu ufak te­fek hataları düzeltebilecek bir kültür seviyesine ulaşmış ise, bu işi ko­layca yapabilir. Hatalı da olsa eldeki notalar, bastıranların gösterdikleri gayret ve himmet sayesinde, bize pekâlâ ışık tutabilecek ve yol göstere­bilecek vaziyettedir. Asıllarına en yakın olarak basılan notalar, merhum Udî Galib Bey'in neşrettikleridir. Hocam Abdülkadir Töre, Galib Bey'in notayı yazdıktan sonra bestekârı hayatta ise eseri kendisine imzalatarak neşrettiğini söylerdi. Galib Bey, hayatta olmayan bestekârların vâris­lerine veya en yakın talebelerine başvurarak yazdığı notanın sıhhatli ol­masını temine itina ve gayret gösterirmiş.

Takriben yüz seneye yakın bir zaman evvel Batı Notası, bizim mu­sikimizde ilk defa Muallim Hacı Emin Efendi tarafından tatbik edilmiş ve eserlerimiz notaya alınırken nağmelerin sür'atlerine göre üç şekilde yazılması usul ittihaz edilmiştir:

Bunlardan birincisi Sakîl şeklinde yazılan notalardır. Bu şekildeki eserler çok küçük kıymetteki notalarla tesbit edilir ve icraatta gayet ağır bir tempo ile harekette bulunulurdu. Ufak notaların yazılıp okunması ve icraı zor olduğu için, bu usul kısa bir zaman sonra terk edilmiştir. Bugün bu şekilde nota yazılmıyor. Buradaki Sakîl ismi, notanın şekline aittir. Bu itibarla bu ismi, usullerimiz arasındaki Sakîl ile karıştırmamak lâzım­dır.

îkinci şekilde nağmeler arasında küçük kıymette notalar fazla mik­tarda mevcut değilse, eser notaya alınırken normal zaman kıymetleri ile yazılır. Bu şekle Hafîf-i sânı ismi verümiştir. Sakîl gekli terkedildikten sonra bu ikinci şekle Hafif demekle iktifa edebiliriz. Bu sistemle yazılan eserler, normal süratle icra edilir. Meselâ Aksak usulü ile bestelenmiş bir eseri, Hafif şekli ile 9/8 lik Ölçü ile yazarız. Bu bize, bir usulün içinde se­kizlik kıymet ve süratte dokuz zamanın bulunduğunu gösterir. Şayet eserde küçük kıymette notalar fazla mevcud ise, icraattaki güçlüğü ön­lemek için, eserin başına usulünün Aksak olduğu yazılmakla beraber, öl­çüsü 9/8 yerine iki misli büyütülerek 9/4 şeklinde yazılır. Bu şekli ağır aksak ile karıştırmamak lâzımdır. Bu yazışa, Hafîf-i evvel denilmiştir. Hafîf-i evvelde notalar iki misli büyütülerek yazılır ise de, icraatta yarı kıymetine indirilerek çalınır ve okunur. Ekseriya küçük kıymetleri ihti­va eden Çifte Sofiyan, Mandıra ve bunlar gibi süratli icra edilen oyun havalarmın notaları daima iki misli büyütülerek yazılır ve bu suretle oku­ma, yazma ve icra kolaylığı temin edilmiş olur.

Hafîf-i sanî'ye benzememesi için bu şekle Yürük demekle iktifa ede­biliriz. Meselâ Çifte Sofyan usulü ile bestelenmiş ve çoğu 16 ve 32'lik süratteki nağmelerden teşeküi eden 9 zamanlı bir eseri, Hafif şekli ile yazmak icraatta güçlük doğurduğu için, bu gibi süratli icra icabettiren eserler, bu üçüncü sistem ile iki misli büyütülerek 9/16'lık ölçü ile değil, 9/8'lik ölçü ile yazılırlar.

Hülâsa edecek olursak, Hafif-i evvel ile yazılmış bir eserin sürati, Hafif-i sani üe yazılmış bir eserin süratinin yansı kıymetindedir. Keza Hafîf-i sânı ile yazılmış bir eserin sürati ise, terkedilmiş olmakla beraber, Sakil şeklinde yazılmış bir eserin süratinin yarısı kadardır. Her üç şekilde de, eserin tamamı hep ayni müddet içinde icra edilir. Sadece icraatta kolay­lığı temin için notaların yazılış şekli bir misli büyütülür. Yani Sakîl şeklinde yazılan 16'lık bir notamn icra esnasındaki sürati, Hafif-i Sânî şeklinde yazılan 8'lik bir notamn zaman sür'atine müsavidir. Ayni şekilde bu 16'lık notanın Hafif-i evvel ile yazılması halinde 4'lük bir nota ile gös­terilmesi icâb eder. Her üç halde de notanın zaman sürati ayni olup, sa­dece icraatta Hafif-i evvel ile yazılan bir nota süratli, Hafif-i Sânî ile yazılan aynı nota normal süratte ve Sakil üe yazılan ayni nota Hafif-i evvelin 4, Hafif-i Sânînin 2 misli süratlerinde icra edilir. Bugün Sakil şek­li üzerinde durmaya lüzum kalmamıştır. Normal süratle icra edilecek eserler, Hafif şekildeki notalarla ve süratli çalınacak eserler de Yörük dediğimiz, Hafif-i evvel şeklindeki iki misli büyütülmüş notalarla yazılır. Büyük usulle bestelenmiş eserlerin icraatı kolaylaştırmak ve büyük usu­lün 4/4 kıymetindeki Batotalara kolaylıkla bölünmesini temin için, çok kerre bu üçüncü sistemdeki iki misli büyütülmüş notalarla yazıldığı gö­rülmektedir.

Eserlerin bir intizam üe icrasını temin için usule tamamiyle bağlı kalmak icabeder. Bugün maalesef bazı musiki erbabı kendilerini usul kay­dından âzâde saymakta ve eserlerinin bazı yerlerinde lüzumsuz uzatma­lara yer vererek usul dışına çıkmaktadırlar. Buna ilmî bakımdan cevaz vermeye imkân yoktur. Ancak bu icracılar böyle yapmakla esere gü­zellik kazandırdıklarını iddia etmek gibi bir hataya düşmektedirler. Eğer böyle bir uzatma yapmakla esere parlaklık kazandırmak mümkün olsa idi, bunu en iyi şekilde bestekârı takdir ve tatbik ederdi. Nitekim bir kı­sım eserlerde, bu gayeyi temin için Korona denilen uzatma işareti tatbik edilmiştir. Bestekârın yapmadığı bu kabil usul hârici uzatmaları yap­maya kimsenin hakkı olmasa gerektir. Bu kabil musıki erbabı, bazen daha iyi yaptıklarına kail olarak eserdeki nağmelerin seyrini bile değiştirmeye cüret etmektedirler. Bu vaziyetlere kargı bugün musıkimize ya­zık oluyor demekten başka elimizde bir çare yoktur.

Bugün İstanbul'da bir devlet Konservatuvarı açılmış ise de, Türk Musıkisi alâka ve himayeden mahrum, perişan bir haldedir. Takip edi­len yanlış metod ve mevcut kadro ile Türk Musıkisini iyi bilen kimseler yetiştirmeğe imkân yoktur. Ancak fevkalâde şahsî kaabiliyetleri olanlar­dan bir varlık göstermelerini bekler ve ümid edebiliriz. Senelerden beri memleketimizde, ortaya kıymetli eserler koyabilen bestekârlar yetişme­mektedir. Arada sırada görülenler de, Batı taklidi ve Caz melodilerine benzer nağmelerle besteledikleri ve üzerlerine vezinsiz ve kafiyesiz Türk­çe güfteler yazarak ortaya çıkardıkları eserlerini, Radyolarımızdan mil­lete duyurmaktadırlar. Radyo idarecileri de bu gibi eserlere daha fazla rağbet göstermekte ve bunları Türk Hafif Müziği ismi altında Türk Mu­sıkisi eserleri arasına sokarak Türk Milletine mütemadiyen dinletmeye ve yeni neslin kulaklarını bu gibi eserlere alıştırmaya çalışmaktadırlar. Halbuki Batı Musıkisinden toplama sureti ile meydana getirilen bu me­lodilerin Türk Musikisi ile zerre kadar alâkaları yoktur. Uydurma güf­telerinin Türkçe olması da, bunlara bir kıymet kazandırmaz. Bu itibarla bunları Türk Milletine benimsetmeye çalışmak beyhudedir. İdareciler yeni neslin eski, ağır eserleri anlamadıklarını, sevmediklerini ve bunların yerine yeni tip Garp şarkıları islediklerini ileri sürmektedirler. Bu id­diada bir hakikat payı görmüyoruz. Yeni nesüe senelerden beri iyi ör­nekler vermediğimiz için, onlardan böyle bir istek nasıl bekleyebiliriz? Biz Türk Musıkisini Türk gençlerinin ruhlarına işlemiyoruz, onları da­ha ziyade Batı musikisine sürüklemeye çalışıyoruz. Bugünkü üzücü hal bundan ibarettir.

Ankara'da, TRT'ye sunulan eserleri tetkik ve kabul ile vazifeli bir heyetin mevcud olduğunu biliyoruz. Maalesef bu heyet, Klâsik tarz­da bestelenmiş sanat eserlerini Arel Sistemine uymadığı bahanesi ile ge­ri çevirmekte ve bunların radyo repertuvarlarına alınmasına engel olmak­tadır. Bu hazin halin devamını önlemek için, alâkadar kimselerin işe el koymalarını beklemek ve istemek hakkımızdır.

Darbların çeşitleri:.   Türk Musikisinde beş çeşit darb vardır:

1 —  Düm: Sağ el ile vurulan bu darb, 1-5 zamanlı olup, umumiyetle kuvvetli vurulur. Def, davul, kudüm ve buna benzer âletlerde, gerilmiş deriye kuvvetle sağ el ile vurulur. Süratli çalman oyun havalarında ve şarkılarda def çalanlar, bu ve diğer darbların uzunlukları arasında bir takım hafif vuruşlarla boşluğu doldururlar ve buna velvele tâbir ederler.

Usulün esasında mevcud olmayan ve uydurma bir tâbir ile hanendelerin icraata hareket vermek için yaptıkları bu davranış, bugün maalesef Kon­servatuarlarda usul icâbı imiş gibi öğretilmektedir.

Bu usuller, davul ve çeşitli şekildeki defler, iki parçadan ibaret ku­düm, çifte nâra ve darbuka gibi daire şeklindeki bir kasnağın üzerine ge­rilmiş olan deriye, davul ve kudümde tokmaklar, diğerlerinde ellerle vu­rularak ierâ edilir. Deflerin çeşitleri vardır. Fasıllarda kullanılan deflerin kasnağına beş çift tunç zil üâve edilmiştir. Samatyah denilen bir ustanın yaptığı ziller en makbul ve en ahenkli ses çıkaran zillerdir. Tekkelerde kullanılan ve normal deften biraz daha büyük olan zilsiz bir nev'i def vardır ki, buna Mazhar derler. Bu defin üzerine tam çapında, bir çift bağırsak kiriş üâve edilerek ihtizazın devamı temin edüir ki, bu çeşit defe Bender denilmiştir. Böyle kirişler bâza davullarda ve Batının kullandığı Trampetlerde de vardır.

2 —  Tek: Ekseriya hafif vurulan tek darbı, 1-5 zamanlı olur ve sol elle vurulur.

3   —  Tekâ: Birinci Te kısmı sağ, ikinci Kâ kısmı sol el ile vurulan hafif bir darbdır, 2-5 zamanlı olur. 2-4 zamanlı oldukları takdirde, za­manın yarısı sağ, diğer yarısı da sol el ile vurulur. 3 zamanlı olduğu tak­dirde birinci zaman sağ, ikinci ve üçüncü zaman sol elle, 5 zamanlı ol­duğu takdirde, ikisi sağ ve son üç zaman sol elle vurulur. Bu darbın ba­zen çift, bazen de tek zamanlı oluşuna bakarak, Konservatuvarlarda çift zamanlı olanlarına Teke, 3 ve 5 zamanlı olanlarına da Tekâ demek sure­tiyle hataya düşülmüştür. Bunu müstakil bir darb olan Teke ile karış­tırmamak lâzımdır.

4   — Teke: Daima iki zamanlı olan bu darbın yarısı sağ, yansı sol elle vurulur. Türk Musikisinin en hafif vuruşlu darbı olan Teke darbım, yukarıda da söylediğimiz gibi bir kısım musiki erbabı, Tekâ darbı ile ka­rıştırmaktadırlar.

5   — Tâhenk: Birinci Tâ kısmı, iki elin birden yukarıya kalkması, Hek kısmı ise, yine iki elin birlikte dizler üzerine vurulması sureti ile icra edilir. Her iki kısmı birbirine müsavi olan bu darb, 2 ve 4 zamanlı olup, hafif daralardandır.

Usullerimizi öğrenmek için eskidenberi tâkib edilen sistemde darb-ların zamanlarını tâyin edecek bir ölçü kullanılmadığından, bir hayli zor­luk çekilmiştir. Bu zorluğu ortadan kaldırmak ve usullerimizi ölçülü bir şekilde kolay ve çabuk öğrenmek için okuyucularımıza, hocam Abdülkadir Tören'in tâkib ettiği metodu tavsiye etmeyi faideli bulduk.

Metoda göre usul kaç zamanı ihtiva ediyorsa, ayakla her zaman için bir tam darb vurulur, usulde yukarıda izah ettiğimiz şekilde ellerle icra edilir.

Bu kaideye istisna teşkil eden ve tek rakkamlı olan Mandra, Çifte Sofiyan. ve Curcuna gibi usullerin ayakla nasıl vurulacağı, yukarıda izah edilmişti. Bu metod sayesinde usullerin zaman kıymetlerini ayakla ölç­mek sureti ile muntazam ve ayni süratle icra etmek mümkündür. Elimiz­de Metronom gibi mekanik bir âlet mevcud ise, bu darblarm mümkün olanlarını, âletin pandülünü ayarlamak suretiyle metronoma yantırmak daha kolaydır.

Elimizdeki malzeme ile çeşitli usuller tertip etmek mümkün ise de, biz burada şimdiye kadar tatbik edildiklerini tesbit edebildiğimiz 76 ka­dar usulün isimlerini veriyoruz. Yerimizin azlığı sebebi ile, usullerin darb-larını göstermeye imkân bulamadık.

I —

- Yürük Sofyan

28 -

- Ağır Evfer

2 —

- Sofyan

29 -

- Nim Evfer

3 —

- Curcuna

30 -

- Durak Evferi

4 —

- Çeng-i Harbî

31 -

- Firenkçîn

5 —

- Düyek

32 -

- Frengîfer'

6 -

- Ağır Düyek

33 -

- Fer'

7 -

- Nazlı Düyek

34-

- Katakofti (Müsemmen)

8 —

- Çifte Düyek

35 -

- Bulgar Darbı

9 -

- Darb

36 -

- Türk Darbı  (14 zamanlı)

10 —

- Gülsen

37 -

- Türk Darbı (16 zamanlı)

11 —

- Yürük Semai

38 -

- Türk Darbı (18 zamanlı)

12 —

- Semai

39 -

- Hüner Darbı

13 —

- Sengiıı Semai

40 -

- Tek Vuruş

14 —

- Aksak Semai

41 -

- Karadeniz

15 -

- Ağır Aksak Semai

42 -

- Raksan

16 —

- Artık Aksak Semai

43 -

- Aksak Semai Evferi

17 -

- Arab Aksak Semaisi

44 _

- Heftâ

18 -

- Türk Aksak Semaisi

45 -

- Devr-i Hindî

19 —

- Zafer

46 -

- Devr-i Tûrân (Mandra)

20 —

- Türk Aksağı (Süreyya)

47 -

- Nim Devir

21 —

- Çifte Sofyan (Raks Aksağı)

48 -

- Mevlevi Devr-i Revanı

22 —

- Aksak

49 -

- Dolab

23 —

- Ağır Aksak

50 -

- Devr-î Revân

24 -

- Aksak Sofyan

51 -

- Devr-i Türkî

25 -

- Oynak

52 -

- Darb-ı Arabî

26 -

- Kadîm Evfer

53 -

- Nazlı Devr-i Hindî

27 -

- Evfer

54 -

- Devr-i Kebîr

 

 

 

 

55 - Nim Evsat

66- Nim Berefşân

56 —Evsat

 

67 — Berefsân

57 —Dilrûbâ

 

68 — Nim Hafif

58 —Fahte

 

69 — Hafif

59 —Lenkfahte(Nim Fahte)

70 _ Nim Sakîl

60 —Şirin

 

71 — Sakîl

61 —Hezec

 

72 — Remel

62 —Harzem

 

73 — Hâvî

63 —Cenber

 

74 — Bektaşi Raksı

64 —Ağır Cenber

 

75 — Darb-ı Kürdî

65 —Muhammes

 

76 — Darb-ı Fetih

Kaynak: Türk Kültürü Dergisi sayı:190 Ağustos 1978

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.