Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Resim - Heykel Resim - Heykel Osman Hamdi Bey'in Hayatı

Osman Hamdi Bey'in Hayatı

OSMAN HAMDİ BEY’İN AİLESİ

Osman Hamdi Bey,in hayatını anlatmaya geçmeden önce, O’nun çok yönlü yetişmesini sağlayan ailesinden söz etmek gerekir. O dönemde kimsenin sahip olmadığı imkanlara sahipti. Mesela, öğrenimini Avrupa’da görmüştü. Babası Edhem Paşa da Batı’da öğrenim görmüştü.

Babası İbrahim Edhem II Mahmud zamanında Sakızlı’da bir isyanın bastırılması sırasında  İstanbul’a getirilmiş ve Kaptan’ı Derya Hüsrev Paşa tarafından alınıp yetiştirilmiştir. Kendi çocuğu olmadığı için, yanına aldığı çocukları çok iyi yetiştirmeye gayret etmiştir. İbrahim Edhem’den başka; Hüseyin Rıfkı, Ahmed ve Abdulatif üç çocuk daha vardı.

Hüsrev Paşa bu çocukları 1829 yılında Fransa’ya eğitim için gönderilmiştir. ( Avrupa’ya öğrenim için gönderilen ilk Türk öğrencilerdir.) Bu yıllarda  İbrahim Edhem 9-10 yaşlarında idi. Maden okulunda okuyan İbrahim Edhem, Fransızcayı çok iyi öğrenmiştir. Okulunu bitirdikten sonra bir süre Viyana’da bulunmuştur. Daha sonra Türkiye’ye dönmüştür.  1851 Yılında ferik rütbesi (tümgeneral), daha sonra Hariciye nazırlığına (Dışişleri Bakanı)  Daha sonra pek çok önemli görevde bulunan İbrahim Edhem Şuray-ı Devlet reisliğine ( Danıştay Başkanlığı) tayin edilir.  En son İçişleri Bakanlığı görevini yapar. Bu görevde 1885 yılına kadar kalır. (Said Paşa kabinesinin düşmesi ile) Daha sonraki yıllarını Kuruçeşme’deki yalısında geçirir. (vefatı: 19 Mart 1893)

İbrahim Paşa aslen Ispartalı olan bir hanımla evlenir ve dört çocuk babası olmuştur.

( Osman Hamdi, İsmail Galip, Mustafa ve Halil Edhem)

OSMAN HAMDİ BEY’İN HAYATI

30 Aralık 1842 de İstanbul'da doğar. Osman Hamdi Bey, İlk öğreniminden sonra 1856'da Mekteb-i  Maarif-i Adliye'de öğrenime devam eder. Osman Hamdi Bey’in babası Edhem Paşa 1857 yılında Osman Hamdi Bey’i hukuk öğrenimi için Paris’e göndermiştir.

Bir süre burada hukuk öğrenimi gördükten sonra resme olan tutkusu daha ağır basarak sonunda resmi tercih ederek Güzel Sanatlar Okulu’na devam etmiştir. Osman Hamdi Bey’in hocaları zamanın ünlü ressamları olan  Gerome (1824-1904) ve Boulanger (1824-1888) dir. Osman Hamdi bu iki ressamdan etkilenmiş ve dönemin  iyi eğitim görmüş ressamlarından biri olmuştur.

Onun paris’te eğitimi sırasında 1862 yılında Şeker Ahmet Paşa (1841-1907) ve Süleyman Seyyid (1842-1913)  Paris’e resim eğitimi için gelmişlerdir. Osman Hamdi Bey Paris’te oniki yıl kalmıştır. Osman Hamdi Bey paris’te Marie adlı bir kızla evlenir Türkiye’ye döndükten 4-5 yıl sonra ayrılır ve bu evlilikten Fatma ve Hayriye isimli iki kızları olur.

1869 tarihinde Osman Hamdi İstanbul’a döndüğünde Mithat Paşa’nın Bağdat Valiliğine atanması ile O da Bağdat vilayeti Umur-u Ecnebiye Müdürlüğüne (Yabancı İşleri Müdürlüğü) getirilir. Bağdat’tan çeşitli görüntülerin yer aldığı tablolar ve karakalem desen çalışmalarını bu dönemde yapmıştır. Bir yandan da insanın çöl yaşantısını incelemiştir. O’nun buradaki maceraları yakın dostu Alman yazar R. Lindau tarafından yazılmıştır.

1871 yılında İstanbul’a dönen Osman Hamdi Bey  sarayda yabancı elçilerinin protokol işleriyle görevlendirilmiştir. Bu görevde başarısından dolayı bizzat Abdülaziz tarafından 1873 yılında Viyana’da açılan Uluslar arası Sergiye komiser olarak atanmıştır.

Osman Hamdi Bey Viyana’da bulunduğu sırada yine bir Fransız ve adı da Marie  olan ikinci eşi ile tanışır. İstanbul’a döndükten sonra birinci eşinden ayrılır Naile adını verdiği bu Fransız kızla evlenir. Bu evlilikten üçü kız biri erkek dört çocuğu olur.  ( melek, Leyla, Nazlı, Edhem)

Mart 1875 yılında Afiri Paşa’nın yanında Hariciye Umur-u Ecnebiye Katibi (Dışişleri Bakanlığı protokol Müdür Muavini) olur. 1876 yılında Abdülaziz tahtan indirilince bu görevden alınarak Matbuat-ı Ecnebiye atanır. 1877 yılında Beyoğlu Altıncı Daire Belediye Müdürü olur. 1878 yılından sonra artık resme daha fazla zaman ayırma düşüncesiyle bu görevden ayrılır.

MÜZECİLİK DÖNEMİ

Osman Hamdi Bey 1881 yılında Müze-i Humayun’a  müdür tayin edilir ve Türk müzeciliğinde yeni ve verimli bir devre açılır.

İlk Türk Müzesinin çekirdeği batı ülkelerinde olduğu gibi bizde de saray bünyesinde gerçekleşmiştir. Topkapı Sarayında birikmiş çeşitli hediyeler, ganimet ve silahların toplanmaya başlamasıyla Türkiye’de müze ile ilgili çalışmaları başlatan kişi Tophane-i Amire Müşiri Fethi Ahmet Paşa’dır. Tanzimat Devri’nin Maarif Nazırlarından Saffet Paşa’nın girişimleri ile Müze-i Humayun kurulur ve Galatasaray Lisesi öğretmenlerinden Mr. Goold müze müdürü olarak atanır. Sadrazam değişikliği nedeni ile müze-i Hümayun Müdürlüğü kaldırılır. Yeniden bir sadrazam değişikliği ile müze müdürlüğü yeniden ortaya çıkar.  Ve Dethier adında bir Alman bu göreve getirilir ve bu doğrultuda bir çok çalışmalar yapmıştır. Dethier’in sağlık problemleri sebebi ile  3 Mart 1881 yılında ölünce yerine en uygun kişinin Osman Hamdi Bey olduğu karar verilmiş. 11 Eylül 1881 tarihinde müze müdürlüğüne başlamıştır.

Müzeciliğimizi ilk kez modern anlamda ele almaya başlar. İlk işlerinden birisi başından beri karşı olduğu, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin yurt dışına götürülmesini yasaklamayı planladığı tüzük hazırlığıdır. Paris'te yarım bıraktığı Hukuk eğitiminin yararları burada görülür. Yürürlükte bulunan "1874 Asar-ı Atika Nizamnamesini" 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklayan maddeler koydurur. Böylece batılı ülkelere Osmanlı topraklarından eser akışını engeller.

Osman Hamdi Bey'in yaptığı çalışmaların başında, artan eserlere sağlıklı bir binanın sağlanmasıdır. Aya İrini'den sonra Çinili Köşke taşınan arkeolojik eserlerin büyük bölümü üst üste depolanmaktadır. Eserlerin kaydedilmesi, onarılması ve sergilenmesi çalışmalarına başlayarak, nem ve rutubetten uzak ve sağlıklı korunup sergilenebileceği gerçek anlamda bir İmparatorluk Müze binası yapılması için dönemin yöneticilerinden aldığı destekle bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesinin ilk kısmını 1899'da, ikinci kısmını 1903'de ve üçüncü kısmını 1907 yılında bitirterek ziyarete açar. Modern bir müze için gerekli kütüphane, fotoğrafhane ve model haneyi tamamlatır.

Böylelikle 20 yıl gibi bir sure içinde Çinili Köş’ün karşısında, uzunluğu 192 m yüzölçümü 9000 m2 bulan anıtsal bir müze binası meydana getirilmiştir.

Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki çalışmaları ile de yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olmuştur. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Bey'i kutlamışlardır. Böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir arkeolog, müzeci ve ressam, kazanmıştır. Birçok üniversite doktorluk ünvanı vermiştir.

Osman Hamdi Bey 1 Ocak 1882'de Sanayi- Nefise Mektebinin Müdürlüğüne de atanır  Bir yandan kazı ve müze işleri ile uğraşırken diğer yandan da bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi"ni 1883 de kurar. Burada eğitim verecek hocaları seçer. Bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Eski şark Eserleri Binası olarak hizmet veren binayı, "Sanayi-i Nefise Mekteb-i olarak Mimar Vallauri ile birlikte tasarlayarak 2 Mart 1883 öğretime açılır.

Osman Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, hiç ihmâl etmemiş, fırsat buldukça resim yapmıştır.

OSMAN HAMDİ BEY'İN ÜSLUBU

Osman Hamdi Bey’in sanatında, orientalist üslupta eser veren hocalarının, özellikle  Gerome’un etkileri açıkca görülür. Gerome tam anlamıyla orientalist bir ressamdır. Osman Hamdi Bey’in resimleri üslup olarak  orientalistlere yakındır. Osman Hamdi de oriantelist bir ressam olarak kabul edilir. Fakat onu batılı oriantelistlerle bir tutamayız.

Batılı oriantelistler kendilerinin doğu üzerindeki baskı ve müdahalelerini haklı göstermek için, hep doğunun geri kalmışlığını, harap yapılarını, sokak satıcılarını resmetmişlerdir. Kadını bir seks sembolü olarak almışlardır. Oysa Osman Hamdi’nin resimleri farklıdır. O tablolarında batılıya ilginç gelecek sahneleri işler, doğunun özellikle de Türk sanatının güzelliklerini gözler önüne serer. Üslüp olarak yakın olduğu oriantelistlerden anlatım bakımından ayrılır.

EN ÜNLÜ ESERLERİ:

"Kaplumbağa Terbiyecisi", "Arzuhalci", "Kur'an Okuyan Hoca", "Silah Tüccarı", "Leylak Toplayan Kız" "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" " Feracali kadınlar" (Huzur) "Mimozalı Kadın" Ab-ı Hayat Çeşmesi” , Mihrap” gibi tablolarıdır.

Resimlerini çoğunlukla yaz aylarını geçirdiği ve en sevgiği yer olan Kocaeli ilinin Gebze ilçesindeki Eskihisar'daki evinde yapmıştır.

Osman Hamdi Bey, son çağın en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış bir sanatçımızdır. 1910 yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada Alman, Fransız ve İngiliz basınında Osman Hamdi’nin ölümü ile ilgili yazılar yer almıştır.

Kaynak:

-Kültür Bakanlığı Yayınları: 1058 - Osman Hamdi Tablolarında Gerçekle İlişkiler - V. Belgin Demirsay

 


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.