Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

Fahrenheit 451'in yazarı Bradbury öldü

The Martian Chronicles ve Fahrenheit 451 gibi eserleriyle dünya edebiyatında iz bırakan Amerikalı yazar Ray Bradbury 91 yaşında öldü.

1920 yılında dünyaya gelen Bradbury, 1950 yılında hikayelerini topladığı The Martian Chronicles ile edebiyat dünyasında tanındı. Senatör McCharty’nin korku saldığı Red Scare çağında sansüre karşı kaleme aldığı Fahrenheit 451 adlı romanı ise dünya klasikleri arasına girdi. Önce Playboy dergisinde yayınlanan hikaye daha sonra roman olarak basıldı. 1966 yılında yönetmen Francois Truffaut, Bradbury’nin dikkat çekmeye çalıştığı ürkütücü dünyayı beyaz perdeye taşıdı. Oscar ödüllü yönetmen Frank Darabont ise romanın yeni bir beyaz perde uyarlaması için kolları sıvamış durumda.

Devamını oku...
 

Türk Dil Kurumu El Yazması Eserleri Kitaplığı Veri Tabanı

Türk Dil Kurumu El Yazması Eserleri Kitaplığı Veri Tabanı

Türk kültürünün zenginliklerinden biri de yüzyıllar boyunca binbir emek ve göz nuru ile ortaya konulan yazma eserlerdir. Türk yazı dilinin başlangıcında kayalara, taşlara, ağaç kabuklarına Türkçe sözleri kazıyan atalarımız; en eski dönemlerden matbaanın kullanılışına ve yaygınlaşmasına kadar geçen yüzlerce yıllık dönemde edebî ürünlerini, bilim ve sanat eserlerini el yazılarıyla kâğıda dökerek ölümsüzleştirmişler ve bizlere miras bırakmışlardır. Bu eserlerle yazı, Türklerde geleneksel bir sanata dönüşmüştür.

Şairlerin, yazarların, bilginlerin kaleme aldığı eserler, hattatların usta elinden çıkan her nüshada can bulmuş, kâğıdıyla, minyatürleriyle, süslemeleriyle, cildiyle büyük bir kültür ve sanat hazinesi oluşmuştur.

Hemen her konuda yazılan bu eserler, kültürümüzün zenginliği kadar dilimizin de tarihsel dönemlerini, yaşadığı gelişmeleri somut bir biçimde gözler önüne seren ve söz varlığını, anlatım gücünü gösteren en önemli kaynaklarımızdır.

 

Devamını oku...
 

Tarihî Türk Eserlerinin Bugünün Sanatindakî Yeri

Tarihî Türk Eserlerinin Bugünün Sanatindakî Yeri

Prof. Dr. Oktay Aslanapa,

Yer yüzündeki çeşitli milletlerin sanatı onların kültürlerinin bir ifa­desidir. Böylece Sanat Tarihi, aynı zamanda bir kültür tarihi, insanlığın sanat kültürlerinin bir tarihidir. Mâbedler, camiler, kiliseler, rnezar ya­pıları türbeler, kümbetler gibi yüksek sanat yaratmaları, miletlerin dün­ya görüşlerinin, inanışlarının açık ifadesini bize aksettirmektedir. Resim ve heykel sanatları için de bu geçerlidir. Bugün, sanat dünyasında bazı görüşler vardır. içinde yaşadığımız elektronik âletler, atom ve uzay ça­ğında, makina ve beton karkas yapılarda, resim ve plastik sanatlarda görülmemiş imkânlar içinde iken, tarihî devirlerin eski mimarî ve sanat eserlerinden bize ne? Bunları ne kadar az tanırsak o kadar bağımsız eser yapabiliriz deniliyor. Buna benzer görüşler tamamen yanlış ve za­rarlıdır. Mimar, ressam veya heykeltraş tarihî eser ve âbidelerden çok önemli bazı sonuçlar çıkarmalıdır, bunlar; 1 - Eserin yapılmasında kul­lanılan araç gereç ile teknik gelişmenin tarihi; 2 - Artistik şekil, form ve sanat eserinin tarihi devirlerde buna dayanan estetik etkisi; 3 - Tarihî dünya görüşlerinin ifadesi olarak yapı sanatı ve sanat eserleri.

Mimarî eserler bize tarihî dünya tablolarından gözle görünür ve kavranır tasavvurlar verdiğinden birinci derecede tarihî kaynaklardır. Çünkü bunlar, geçmiş devrin dünya görüşlerini, açıklık ve etki bakımın­dan bütün yazılı kaynakları aşacak ölçüde gözler önüne serer. Bugünün dünya görüşü ile eski devirler arasında çok köklü farklar, derinliğini se­zinlediğimiz bir uçurum vardır ki, bunu, ancak gelecek nesiller, bir zaman mesafesinden bakarak tam anlıyabileceklerdir. Son yıllarda dünyamızda insanlık tarihinin tanıdığı en büyük manevî ihtilallerden biri oluşmuş­tur. Binlerce yıl hakim olan ve mimarîde en yüksek ifadesini bulan büyük dinler yerine, büsbütün yeni bir dünya tablosu ortaya çıkmıştır ki, bu­nun henüz metafizik mânâda bir adı belirmemiştir. Makine, atom, uzay çağı, dinamik, kinetik dünya tablosu gibi yakıştırmalar vardır.

Devamını oku...
 

Eski Türk Çini Fırınları

ESKİ TÜRK ÇİNİ FIRINLARI
Prof. Dr. Oktay Aslanapa

1963 yılındanberi İznik'te yaptığımız kazılar Türk çini ve keramik sanatının geniş ölçüde yeniden aydınlanmasına yol açmıştır. Bu yaz Temmuz ayındaki kazılarda birbirinden farklı üç çini fırınının yerini bulup bunları meydana çıkarmak kabil olmuştur. Fırınlardan ikisi İznik Ayasofya kilisesi arkasında Lâle Sokak'ta bulunmuştur. Bunlar ortalama 2 metre derinliği ve 2 metre genişliği olan silindirik birer kuyu halinde küçük fırınlardır. Bunların açılan bir gözden ısıtıldığı anlaşılıyor. Her iki fırında da üstten daire biçiminde, bir insan girebilecek kadar açıklık bırakılmıştır. Fırınların içini temizlemek için yandan ve üstten açılmaları lâzım geldi, iki fırın arasında mermerden bir yarım sütun göze çarpmaktadır (Şekil 1-2, Resim 1-3).

Üçüncü çini farını da bitişikteki Hamam Sokağı No. 9 da bir marangoz atölyesinin arkasındaki arsada 3.50 m. derinlikte bulundu. Diğerlerinden farklı olarak bu fırın dikdörtgen biçiminde takriben 2.50 metre derinlik ve 1.80 x 1.50 metre genişlikte bir kuyudur. Ayrıca bu fırında raf yerleri de tuğla duvarların içine doğru oyularak belirtilmiştir. Bu fırında yandan bir giriş yeri olduğu anlaşılıyor. Üstü çökmüştür (Şekil 3, Resim 4-5). Her üç fırın ateşe dayanıklı çok kalın ve büyük kırmızı tuğladan yapılmıştır.

Devamını oku...
 

Türklükle Alâkalı Yabancı Eserlerin Bulunduğu Kütüphaneler

TÜRKLÜKLE ALÂKALI YABANCI ESERLERİN BULUNDUĞU BAŞLICA AVRUPA VE AMERİKA KÜTÜPHANELERİ

Dr. Orhan F. Köprülü

Türk dünyasının çeşitli meseleleriyle uğraşan tarihçilerimiz ve ilim adamlarımız yabancı memleketlerde yaptıkları araştırmalarını, istisnalar dışında, o ülkelerin başlıca kütüphanelerinde bulunan Türkçe, Arapça ve Farsça yazma eserler üzerinde teksif etmişlerdir, işte bundan dolayıdır ki Paris'teki Bibliotheque Nationale, Londra'daki British Museum başta olmak üzere Berlin ve Viyana kütüphaneleri gibi kütüphaneler araştırıcılarımızın başlıca uğrak merkezleri olmuştur.

Ancak bizim her vesileyle üzerinde ısrarla durduğumuz bir husus nedense daima ihmal edilmiştir. Daha XV. yüzyılın hemen sonlarından başlayarak Türklerle alâkalı yayınlar Avrupa'nın hemen her tarafında büyük bir rağbet görmüş bundan dolayı da kıtanın büyüklü küçüklü şehirlerinde, Türkler hakkında binlerce eser yayınlanmıştır. Çeşitli dillerde neşredilen kitap ve risalelerin bir çoğu defalarca basıldığı gibi pek mühim bir kısmı diğer dillere de tercüme edilmiştir. Türkiye ve Türklüğün çeşitli meseleleri hakkında yayımlanmış olan bu eserler, Türk tarihi ve kültürü için zengin bir malzeme kaynağıdır. Çeşitli sebeplerden dolayı ilim adamlarımız bugüne kadar, bu gibi eserlerin ancak pek azından faydalanmışlardır. Bu kabil eserlerin çok büyük bir kısmı ise yalnız muhtevası itibariyle değil hattâ isimleri bakımından bile tarihin karanlığında kalmıştır. Diğer taraftan Türklük dünyasının çeşitli meseleleriyle ilgili bu cins eserler her ne kadar basılı iseler de basıldıkları tarih ve çok ender olan nüshaları göz önünde tutulacak olursa bunlardan bir çoğu yazma eser kadar kıymetlidir.

Devamını oku...
 

Türk Destanları

Türk Destanları
Doç. Dr. Faruk K. Timnurtaş

Destan nedir?

Destan kelimesi dilimizde çeşitli mânalar ifade etmektedir. Lügat mânası «hikâye, efsâne, masal» demektir. Halk edebiyatımızdaki nazım şekillerin­den biri destan adını taşır (1). Fransızca «epopee» ve «leğende» kelimeleri­ni de dilimizde destan sözüyle karşılıyoruz. Burada destan kelimesiyle «epopee» ve «leğende» kasd edilmiştir.

«Epopee» tarihî fakat efsaneleşmiş kahramanlık vak'alarını ve bunları yapanları anlatan; yâni tarihî kahramanları ve onların maceralarını teren­nüm eden manzum hikâyelerdir. Bunlar milletin ortak malıdır. «Leğende» ise; tarihten önce veya tarihin başlangıcı sırçalarında, bir milletin geçirdiği maceraları, yetiştirdiği kahramanları, tabiat, kâinat ve cemiyet hâdiseleri hakkında düşündüklerini ve bunlar karşısında aldığı vaziyetleri anlatan din ve kahramanlık efsâneleri ve masallarıdır. «Leğende» da milletin ortak mah­sulüdür.

Demek ki, destanlarda bir milletin başından geçen çeşitli hâdiseler, fe­lâket ve saadetler, yenilgi ve başarılar; aralarından yetişen ve bu hâdiselerde önemli roller alan kahramanlar; o mîlletin dünyanın meydana gelişi, insanların yaratılışı, kendi türeyişleri ve ölüm hakkındaki düşünceleri ve inanışları yer almaktadır.

Devamını oku...
 

Ramazan Davulcuları Ve Davulcu Mânileri

RAMAZAN DAVULCULARI VE DAVULCU MÂNİLERİ

M. Şakir Ülkütaşır

Bundan yarım asır evveline gelinceye kadar İstanbul'un ayrı bir tip teşkil eden "Mahalle Bekçileri" vardı. Bunlar çoğunlukla Doğu illerimiz halkından olup, ya bir cami, yahut bir mescidin yanındaki meşruta bina­nın (vakıf bir evin) alt katında, yahut da mahallenin bir köşesinde dar  ve basık tavanlı bir odacığın içinde kut-u lâyemût (ölmeyecek kadar) yaşar, geçinir giderlerdi. Her mahallenin gedikli bir bekçisi olurdu. Bek­çilik iyi ahlâk sahibi olmak şartiyle evlâda, bekçi babanın akrabasına, ya­hut da yakın bir hemşehrisine intikal ederdi.

Ekseriya iri yapılı, gür sakallı, ağbâni sarıklı, kısa meşin kürklü veya topukları döğen uzun gocuklu, yün kuşak ve poturlu bir tip ve kı­lıkta olan bu mahalle bekçileri, geceleri ellerinde  -alt ucu kalın bir de­mir kakmalı-  o meşhur kalın sopalarıyla kaldırım taşlarına vura vura sokakları gezerlerdi. Bu bekçiler, mahallenin akla gelen her çeşit idarî ve inzibatî işlerinde İmamın, İhtiyar Heyetinin birer el ulağı mesabesinde idiler.

İşte Ramazanın girmesiyle bu emektar ve sevimli Bekçi Babalar, kı­şın gocuklu, yazın çepkenli, birer "Ramazan Davulcusu" olur; gümbür gümbür çaldıkları davullarıyla halkı her gece Sahura kaldırırlardı. Ayın (yâni Ramazanın) on besiyle beraber de, yine geceleri, mahallenin  -kapı kapı- bütün evlerini dolaşarak mâniler söyler, bahşiş toplarlardı.

Devamını oku...
 

Kâşgarlı Mahmud'un Türbesi

Kâşgarlı Mahmud'un Türbesi

Kâşgarlı Mahmud’un mezarı bugün türbe hâline getirilmiştir. Opal köyünün 4 kilometre kuzeybatısındaki türbenin tam yeri, 39 derece 18 dakika 51.11 saniye Kuzey enleminde, 75 derece 30 dakika 36.03 saniye Doğu boylamındadır. Bir bahçe içerisindeki türbe bakımlıdır. Uygur Türklerinden Yasin Kari, ailesinden kalma türbedarlık geleneğini sürdürmekte ve Kâşgarlı Mahmud’un mezarıyla, türbesiyle yakından ilgilenmektedir.

Bahçenin girişine Kâşgarlı Mahmud’un yaklaşık 4 metre yüksekliğinde bir heykeli dikilmiştir. Külliye şeklindeki türbede hacet yeri, halvet yeri, çilehane, tilavethane yer almaktadır. Bahçede bugün müze hâline getirilmiş bir bölüm ve bir mescit bulunmaktadır. Türbenin 1829 ve 1897 yıllarında iki kez onarım gördüğü kitabelerde kayıtlıdır. Yakın zamanda da binaların onarımdan geçirildiği anlaşılmaktadır. Bu onarımlarla türbenin ve külliyenin asıl biçiminin zaman içinde değişikliğe uğradığını söylemek mümkündür.

Devamını oku...
 

Kâşgarlı Mahmud

Kâşgarlı Mahmud Kimdir?

Bulunuşuyla birlikte Türk dili tarihinin yeniden yazılmasını sağlayan ve Türkçenin karanlıktaki pek çok konusunu aydınlatan Dîvânu Lugâti’t-Türk’ü bizlere kazandıran, Türklük biliminin (Türkoloji) kurucusu, Türk sözlükçülüğünün atası Kâşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında ne yazık ki ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Tarihsel kaynaklarda hakkında bilgiye rastlanmayan, eserinde de kendisi hakkında pek fazla bilgi vermeyen Kâşgarlı Mahmud’un soylu bir aileden geldiği ve çok iyi yetiştirilmiş bir şehzade olduğu Dîvânu Lugâti’t-Türk’te âdeta bilgi kırıntısı niteliğindeki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Türklerin en güzel konuşanı, en açık anlatanı, en iyi eğitim göreni, soyca en köklüsü, en başarılı kargı atanı olmakla övünen Kâşgarlı Mahmud, Türk topluluklarının yaşadığı bütün şehirleri ve bölgeleri dolaştığını yazmaktadır.

Eserine alacağı söz varlığı konusunda tuttuğu yolu açıklarken verdiği bilgilerden Kâşgarlı Mahmud’un Türkçenin söz varlığı üzerine çok ayrıntılı bilgiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Döneminin Türk yazı dillerini çok iyi bilmesi; Türk topluluklarından derlediği sözlerin anlamlarına, türlerine, çeşitli özelliklerine vâkıf olmasının yanı sıra Türk dilinin eski söz varlığından da haberdar olması, Kâşgarlı Mahmud’un çok iyi bir dil öğrenimi gördüğünü ve kendisini yetiştirdiğini ortaya koymaktadır.

Devamını oku...
 


Sayfa 19 - 27


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.