Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

Altın Elbiseli Adam - İstanbul Arkeoloji Müzesi

Kazakistan Kültür Günleri çerçevesinde İstanbul Arkeoloji Müzesinde Altın Elbiseli Adam sergisi 10 Ekim 2012 tarihinde açıldı. Sergiye konu olan Altın elbiseli adam Kazakistan’ın Alma-Ata kentinin yakınlarındaki Esik kasabasında 1969 yılında tesadüfen bulunmuştu.

zamanlar bu önemli buluntu tüm dünyada ve özellikle Türkiye'de büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu, Türk Tarih Kurumu tarafından üç ayda bir yayınlanan Belleten’in Temmuz 1969 tarihli 131. sayısında “Milâttan Önce Dördüncü Yüzyıla Ait Türkçe Yazıtlar Bulundu” başlıklı kısa bir haberle duyuruldu.

Konuyla ilgili bilgi verildikten sonra, Türk Tarih Kurumu’nun Moskova’daki Türk Büyükelçiliğine ve Sovyet İlimler Akademisi’ne mektup yazarak bu husustaki yayınların gönderilmesini istediği ve bunlar geldikten sonra incelenerek edinilecek bilginin tarih kitaplarına geçmesinin sağlanacağı açıklanıyordu.

Ancak, başlığı tamamıyla altınla süslü ve altınlarla at, aslan, yabani koyun,  geyik ve dağ keçisi figürleri işlenmiş altın elbiseli adam hakkında sabırsızlıkla beklenen bilgiler bir türlü gelmedi. Nihat Atsız da Belleten'in bundan sonra çıkan sayılarını merakla bekleyenlerdendir, ama dergide bir daha bu konuda yazı çıkmaz.

Devamını oku...
 
 

Türkiye Genelinde Osmanlı Türkçesi Eğitimi Verilecek

Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hayrat Vakfı işbirliğiyle Türkiye genelinde Osmanlı Türkçesi dersleri öğretilecek. İmzalanan protokol kapsamında bu eğitim Halk Eğitim Merkezleri'nde verilecek.

Proje ile milli kültürün en önemli kaynaklarını teşkil eden kütüphaneler, arşivler ile diğer şahıs ve kurumlarda mevcut olan Osmanlıca basma ve yazma eserleri okuyup anlayacak elemanların yetiştirilmesi planlanıyor. Proje çerçevesinde Kur'an-ı Kerim'i tecvitli okuma kursları da düzenlenecek. İki yıl sürmesi öngörülen Osmanlı Türkçesi dersleri ücretsiz gerçekleştirilecek.

 

Ayasofya'nın Hat Levhaları

Ayasofya'nın Büyük Hat Levhaları

Ana mekânın duvarlarında asılı olan büyük yuvarlak hat levhaları, Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminde 1847-1849 yılları arasında yapılan onarımlar sırasında dönemin en ünlü hattatlarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmıştır. 7,5 m. çapındaki yuvarlak hat levhaları, kenevirden yapılmış yeşil zemin üzerine, altın yaldız ile yazılmıştır. Allah (c.c), Hz. Muhammed (s.a.v), Dört Halife; Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali ile Hz. Muhammed'in torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin isimlerinin yazılı olduğu levhalar, 8 adettir. Levhaların ahşap askıları hafif ve dayanıklı olması nedeniyle ıhlamur ağacından yapılmıştır.Bu hat levhalarının İslam Dünyası'nın en büyük hat levhalarından olduğu bilinmektedir.

Devamını oku...
 

"Kapat' diyenlere karşı" "Aç" emriyle tekrar secdegâh haline gelmelidir

"Fatih Sultan Mehmed'in tablosu National Art Gallery'de duradursun, Türk milleti onu daima karşısında görür gibi olacaktır. Ama daha düne kadar başını secdeye koyduğu câmiin bir müze hâline gelmesinden duyduğu elemle onun da bir an evvel temizlenmesi yolunda harekete geçeceği muhakkak olarak görünse revadır.

Önce bir emirle "Kapat' diyenlere karşı "Aç" diyenlerin sesi belki de tehlikeli tatsızlıklara da yol açabileceği için söndükten sonra kırk sene ışığını veren yıldızlar gibi Hâlâ kapat sesini duyan câhil iktidarlar, bir an evvel "Aç" emriyle tekrar onu bir secdegâh haline getirmekten geri kalmamalıdırlar." Sâmiha Ayverdi - Kaybolan Anahtar

"Bir ibadethane olarak yapılmış olan Ayasofya, fetihten sonra gene de çatısı altında Hak kelâmının teşbih ve tahmil edildiği bir mekân olarak kalmış bulunuyordu. Ama neden ve ne cesaretle bu vazifeden soyularak kunduraların ve çizmelerin, sokakların kirini içeri taşıdığı bir müze hâline getirilmiştir? Bu, Türk târihinin en muhteşem hakanlarından biri olan ikinci Sultan Mehmed'e olduğu kadar Türk târihine karşı da işlenmiş bir hatâdır ki acaba hangi gözü pek, gönlü uyanık bir iktidar ortaya atılarak milletimizi, Ayasofya'yı Türk şehâmet ve azametinin timsâli olmaktan çıkarmak yolunda atılmış bu kararlardan kurtarabilecektir?" Sâmiha Ayverdi - Ah Tuna Vah Tuna

SULTAN FATİH’İN AYASOFYA VAKFİYESİ

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.

Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse;

Allâh’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen LANETİ ONUN VE ONLARIN ÜZERİNE OLSUN, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.

Devamını oku...
 

Fatih Sultan Mehmed'in Portresi Geri Gelmeli

Fatih Sultan Mehmed’in Bellini’ye yaptırdığı bir portresi vardır. Daha önce National Art Gallery'de bulunan bu eser bir süreliğine Victoria ve Albert Müzesine getirme kararı alınır. Bu resmi bakın Sâmiha Ayverdi nasıl anlatıyor:

Fatih Sultan Mehmed 1458 Ağustosunda Atina’ya girmiş ve şehri gördüğünde çok beğenmiş. Zira sanattan anlıyor, iyiyi kötüden, sahteyi gerçekten seçebilecek bir anlayışa sahip bulunuyordu.

Ne ecdadı arasında, ne de çevresinde yağlıboya resimleri bulunan kimse mevcut değil idi. Buna rağmen İtal’ya’dan Bellini’yi çağırtıp kendi potresini yaptırmaktan geri kalmamıştı.

Amma onun bu şâhâne târihi teşebbüsüyle yapılan resmini muhâfaza etmeyi bile bilmeyen torunları, Bellini’nin eserini attılar mı, sattılar mı bilinmez neden, ellerinden kaçırarak, ta Londra’ya kadar, âdeta atıverdiler.”

Sene 1966, Ayverdi, bir tedavi için Londra’ya gider. Hiçbir siyasi sıfatı olmadığı halde bu portreyi bulmak için çırpınıp durduğunu anlatır ve ne olursa olsun bu âbide eseri aramakta devam edeceğini söyler. Bulur da..

Devamını oku...
 

Hamamönü Söyleşileri

HAMAMÖNÜ SÖYLEŞİLERİ
Kabakçı Konağı Ekim Ayı Etkinlikleri


Yer: Altındağ Belediyesi Kültür Sanat Evi
Kabakçı Konağı
Adres: Hacettepe Mahallesi, Hamamönü Sokak, No: 6/A (Tarihi Karacabey Hamamı’nın karşısı) Altındağ/ANKARA

Altındağ Belediyesi tarafından Hamamönü’nde gerçekleştirilen, yıl boyunca takipçilerine keyifli anlar yaşatan kültür, sanat ve edebiyat söyleşileri bu sezon 5’inci yılına giriyor. 5 yıldır sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği Hamamönü Söyleşileri’nin Ekim ayı programı da önceki aylarda olduğu gibi yine sanatla, kültürle ve sohbetle dopdolu…

Hamamönü Kabakçı KonağıHer yaş grubundan oldukça geniş kitleler tarafından takip edilen ve her akşam yüzlerce kişinin katıldığı Hamamönü Söyleşileri yeni dönem programı belli oldu. Söyleşilerin ilk ayında yine dopdolu bir programla takipçileriyle buluşacak olan Hamamönü Söyleşileri, Ankaralıları Hamamönü’nde buluşturmaya devam edecek.

Hamamönü akşamları söyleşilerle aydınlanacak

Ekim ayı Hamamönü Söyleşileri kapsamında, önceki aylarda konuk olan isimlerin yanı sıra, daha önce söyleşi programına katılmamış yeni konuklar da, birbirinden ilginç konularıyla yer alacaklar.

GESAM’ın “Telif Hakları Korsanla Mücadele” konulu söyleşisi, Mehmet Nuri Parmaksız’ın Kabakçı Konağı Şiir Dinletisi, Hayati İnanç ile “Can Veren Pervaneler”, Muhafazakar Demokrat Düşünce Topluluğu’nun Demokrasi Söyleşileri, Avrasya Yazarlar Birliği’nin” Gönül Dostları ile Hasbihal” ve “Bulgaristan Hikayeleri” başlıklı söyleşisi, BASINDER’in “Anadolu Medyası” ve “Ahilik” başlıklı söyleşisi, Mevlana Kültür ve Sanat Vakfı’nın “Birey, Toplum ve Kurucu Ahlak İlkeleri” ve “Mesnevi’den Esintiler” başlıklı söyleşisi herkesin yine büyük ilgisini çekecek.

Devamını oku...
 

Turgut CANSEVER - Kubbeyi Yere Koymamak

Kubbeyi Yere Koymamak
Turgut CANSEVER

Sayfa Sayısı: 404
Yayınevi: İz Yayıncılık

Kısa Bilgi: Kendine özel bir düşünme sistematiğini yine kendine özel bir sesle dile getiren Turgut Cansever, Tanzimat’la gelen geleneğe rijid düşmanlık ile buna tepki olarak giderek kalınlaşan sözde muhafazakâr sığınmacı tavrın evliliği sonucunda verimsizleşen, kısırlaşan ve nitelikli, kendisi olan ürünlerin varolmasını neredeyse imkânsızlaştıran bir ortamda, kargaşadan, gündelik hesaplardan uzakta kendi fikir ve sanat kozasını ören bu bilge insan, duymak isteyenlerin bile zor farkedeceği seyreklikteki yazı ve konuşmalarıyla düşüncelerini kamuoyuna duyurmayı yıllardır büyük bir görev bilmişti. Konfüçyus’tan İbn Arabi’ye, Medine’den Brasilia’ya, Sinan’dan Haussmann’a, sanat müziğinden Barok müziğe, Osmanlı konut tecrübesinden Habitat’a, tevhide dayalı mîmarîden modern mîmarînin babalarına... uzanan derin ve ışıltılı bir çizgide üretilen bu felsefenin ana hatlarını kuşatan bir kitap Kubbeyi Yere Koymamak.

Mimari ve korumanın felsefesi üzerine okunması gereken bir kitap.

Kitaptan Alıntı
Mimari ve Kültürümüz

Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir.

Mimariyi ve mimarinin işlev ve amacını nasıl tanımlıyorsunuz?

Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi, maddî, organik, ruhî ve fikri bütün varlık alan ve tabakalarında düzenleyen disiplindir. Teknolojik, iktisadi ve politik sorunlara ek olarak insanın fikri dünyasının tümünü kapsar. Varlık ile ilişkisini bilinçle düzenlemek insana özgüdür. Dünya ile bilinçli ilişkisini düzenleyemediği aşamada insan yalnızca fizyolojik bir yaratıktır.

Devamını oku...
 

'İstiklal Şairi' Mehmet Akif Ersoy'un Kur'an meali yayınlandı

'İstiklal Şairi' Mehmet Akif Ersoy'un Kur'an mealinin bir bölümü Mahya yayınlarından çıktı

Kitap Adı:      Kur'an Meali
Yazar:          Mehmed Âkif ERSOY
Sayfa:          448
Fiyat:          35,00 TL

İstiklal şairi Mehmet Akif Ersoy'un yazdığı ancak bazı kaygıları dolayısıyla yayımlamaktan vazgeçtiği ve yakıldığı bilinen Kur'an-ı Kerim meali yayımlandı. Yayımlanan mealin daktiloya çekilen bir kopyadan yararlanılarak hazırlandığı ve sadece üçte birlik bölümünün bulunduğu belirtildi. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi'nde düzenlenen törende İlahiyatçı Prof. Dr. Recep Şentürk, Kur'an Meali'nin hazırlanışını anlatarak tanıtımını yaptı. Yayımlanan mealin tarihini Türk kültürünün bir özeti gibi okumanın mümkün olduğunu ifade eden Şentürk, "Bu mealin çok trajik bir tarihi var. Acılarla, endişelerle ve korkularla dolu bir tarihi var. Biz bu tarihi kısmen de olsa mutlu bir sona getirmeye çalışacağız." dedi. SABAH

Kayıp mealin öyküsü

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1925 yılında İslami kültürün millete kendi diliyle öğretilmesi gerektiği düşüncesinden hareketle Kur’an-ı Kerim’in tercümesi ve tefsirinin hazırlanmasına karar verdi. Diyanet İşleri Riyaseti, "İstiklal Şairi" Mehmet Akif ile Cumhuriyet dönemi din alimlerinden Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim meali ve tefsiri için sözleşme imzaladı. Elmalılı Hamdi Yazır, sözleşme gereği hazırladığı tefsiri Diyanet İşleri Riyaseti’ne sunarken, parayı iade edip sözleşmeyi fesheden Mehmet Akif ise çalışmasını teslim etmedi.

Devamını oku...
 


Sayfa 16 - 27


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.