Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

Hz. Davud ve İki Davacı

Hz Davud'un huzurunda iki davacı der ki; "Biz iki davacı grubuz, birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet." derler.

Ayetler şöyledir..

Sad

22.     Hani Dâvûd'un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.

23.     İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle  iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni bastırdı."

24.     Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Dâvûd bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

Hz Davud, davacılardan sadece birini dinleyerek hükmü vermişti. İlk davacı ne kadar haklı da gözükse diğer davacıyı dinlemeden hüküm vermek adaletsizliktir. Hatasını anlar ve secdeye kapanır..

Bu misalden yola çıkarak, kendime döndüğümde, çevreme ve  memleketime baktığımda, insanları dinlerken adaletle mi dinliyorum yoksa bir tarafı dinleyip, öbür tarafa küfür mü ediyorum. Kafamda bir sürü olaylar sözler canlanıyor..

Biz de, televizyonlarda, sosyal medyada, birşeyler okuyoruz dinliyoruz. Sevdiğimiz insanlar yani  sevdiğimiz fikirler çıkınca çok hoşumuza gidiyor. Ama sevmediğimiz insanlar yani fikirler çıkınca hemen kapatırız hatta küfür ediyoruz. Bu durum etrafımda, sosyal medyada o kadar çok ki, yazma ihtiyacı içerisinde oldum.

Devamını oku...
 

...ve biz küçük sevaplar peşinde koşarken

...ve biz küçük sevaplar peşinde koşarken
işledik günahların en büyüğünü,
ve cehalet yatağında uyuttuk zihnimizi
dedik eşyadır benden gayrısı,
ve işte aklımıza saplandı mızraklar,
işte ölen anlayış ile vicdan,
ve hani meydan okuyarak yaratana,
dikecektik ya Babil kulesini,
ve tercüme sorunuydu ya evren,
Sağırız beraberce aynı dilden.

 

11 Haziran 2013 Salı 13:22:56 UTC+3 tarihinde Fakir yazdı:

İhsan V. Töre

 

Hz Mevlana - Bu Gün Ahmet Benim

Bugün ahmet benim,
ama dünkü Ahmet değil.
Bugün anka benim,
ama yemle beslenen kuşcağız değil.

Enelhak kadehiyle
bir yudum içen sızdı
Tanrılık şarabından.
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım,
ben, sultanların aradığı sultan.

Ben hâcetler kıblesiyim.
Gönlün kıblesiyim ben.
Ben cuma mescidi değilim,
insanlık mescidiyim ben.

Devamını oku...
   

Musullu Âmâ Hafız Osman Efendi

MUSULLU ÂMÂ HAFIZ OSMAN EFENDİ

Hafız Osman Efendi 1840 yılında Musul’da doğdu; bir yaşında iken annesini, daha sonra üvey annesinin zulmünden gözlerini yitirdi. Genç yaşında yeni imkânlar aramak için İstanbul’a geldi. Israrlı tabiatı, musikiye düşkünlüğü sebebi ile o dönemin ünlü musiki ustalarından Hoca Zekâi Dede, Bolahenk Nuri Bey ve Hüseyin Fahreddin Dede’den musiki öğrendi. Kısa sürede çok güzel Kur’an okuyan bir hâfız oldu. Aslen Arap olan Osman Efendi Türkçeyi de güzel konuşurdu. Âma Ali Bey’den kanun dersleri aldı. Üstün bir zekâya sahipti ve olağanüstü duyarlılıkta bir kulağı vardı. Bir eseri bir kez dinlemekle eksiksiz öğrenirdi. Tanıdığı bir kimseyi bir daha unutmaz, iyi domino oynar, camsız saatiyle zamanı şaşmaz bir şekilde tespit eder, bu özellikleriyle herkesle kolayca dostluk kurardı. O yılların sayılı mûsikişinasları ile düşe kalka dini ve dindışı mûsiki repertuvarını hayli genişletmişti.

Camilere hutbe ve dua okur, bir yerde söylediklerini bir başka camide tekrar etmezdi. Mevlid ve ilahi okumakta da tanınmıştı. Ayasofya Camii’nde Kur’an okurken büyük bir kalabalık dinlemeye gelir, okumaya pest perdelerden başlar, gittikçe oktavlara perde perde yükselir, sonra aynı şekilde başladığı perdeye dönerdi. Onun hutbe okuduğu camiler dinleyicilerle dolup taşardı. Mevlevilik ve Nakşibendilik tarikâtlerine mensuptu. Mevlevi mûsikisini iyi bilir, tekkelerde âyin okurdu. Dini kültürü çok genişti ve Farsça bilirdi.

Devamını oku...
 

Beyaz Atlar Ülkesi -Mustafa Tuğrul Tanser

Ktap Adı: Beyaz Atlar Ülkesi
Yayınevi: Nar Yayınları
Yazar: Mustafa Tuğrul Tanser

Arka Kapak Yazısı

Kral, bir iki dakika sonra tekrar sormuş.
- Söyle bakalım çocuk, niçin geldin
Ali:
- Bir kitap okudum. Buralara yakın bir yerde, Beyaz Atlar Ülkesi varmış. Dünya miras listesinde yer almış. O beyaz atları görmek istiyorum. Bana yardımcı olur musun, diye sormuş.
Kral:
- Ne demek oluyor bu şimdi Ülkemden benim haberim yok da senin haberin var öyle mi, demiş. Hemen vezirlerini çağırmış.
- Ülkemde dünya miras listesinde yer alan bir yer varmış. Orada beyaz atlar yaşıyormuş. Söyleyin bakalım: Benim beyaz atlarımdan daha güzel atların yaşadığı bir yer var mı Varsa bu çocuğun haberi var da benim neden haberim yok, diye sormuş.
Vezirler, kralın bu sorusuna cevap verememişler. Çünkü böyle bir şeyden kendilerinin de haberi yokmuş. İçlerinden birisi:
- Olsa olsa gezginler tarafından uydurulmuş bir masaldır, demiş.
Kral, bu konuşmalar üzerine ülkesindeki bütün bilgeleri saraya çağırtmış.
- Söyleyin bakalım bilgeler, demiş. Ülkemizde güzel atların yaşadığı ve dünya miras listesinde yer alan bir yer var mı
Bilgeler hep bir ağızdan şöyle demişler:
- Var yüce kralımız!

 

Ölüm ve Derviş - Nazik Erik Hocama Sonsuz Rahmet Niyazıyla

Ölüm ve Derviş
Prof. Dr. Ali Murad Daryal
"Nâzik Erik hocama sonsuz rahmet niyazıyla"


Kırımlı mütefekkir, o büyük insan İsmail Gaspıralı pek çok güzel sözlerinden konumuzla ilgili olarak birinde, bizimle ilgili bir hakikati Kırım halkına ve bütün Türk dünyâsına şöyle anlatıyordu: "Dirileri yaşatan ölüleridir."

Bunun bir benzeri olarak, rahmetli şâir Yahya Kemal Beyatlı İspanya kralı ile bir yemekte iken "Siz ne kadarsınız?" diye sorması üzerine Yahya Kemal Bey o günkü nüfûsumuzdan kat kat fazlasını söyleyince "Ama siz bu kadar değilsiniz." diyecek olur ki Yahya Kemal Bey merhum cevaben "Biz ölülerimizle beraber sayılırız." der.

Müslümanlar dâima ölülerini önemli tutmuşlar, onları mübarek ve mukaddes saymışlardır. Gayet tabiî bunun sebepleri vardır. İslâm Allah, Peygamber, Kur'an, vatan, millet, memleket, bayrak, sancak için ölenlere "Şehit" demiştir. Yine Allah Taâlâ Kur'ân-ı Kerîm'inde bizzat kendisi şehitleri vasıflarıyla şöyle tarif etmiştir: "Sakın siz Allah yolunda öldürülenlere ölüdürler demeyin, bilakis onlar hayattadırlar, Rableri katında rızıklandırılırlar."

Kur'ân-ı Hakim bu âyeti ile "Hayat Felsefesi"nin temellerini atmıştır. Hayâta ve ölüme bu dünyâda bugüne kadar olduğundan çok daha farklı değerler yüklemiştir. Virüsler bulununcaya kadar hayat ile ölüm arasındaki sınırlar belliydi. Ancak virüsler bulunduktan sonra hayat ile ölüm arasındaki sınırlar kalkmıştır. Ölüm arazı gösteren ve tabiî ölmüş sayılan virüsler bir zaman sonra canlanmışlar hayat arazı göstermişlerdir.

Kur'ân-ı Kerîm bu âyeti ile ölümün insanlar nazarındaki anlaşılmasını değiştirerek ve yeni mânâlar yüklüyerek onun hayat sürecini kesmesine müsâade etmemiştir. Hayâtı fazlasıyla önemsemiştir. Hattâ bunu ispat sadedinde âyetin son kısmında "Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar" diyerek, hayâtın yeme-içme, çoğalma, hareket etme gibi üç emaresinden yeme-içme olarak en önemlisini teyiden zikretmiştir.

Devamını oku...
 

Hattın Sultanları Ayasofya'da Buluşuyor

HATTIN SULTANLARI AYASOFYA’DA BULUŞUYOR.

SERGİ AÇILIŞI/ Yer: İstanbul Ayasofya Müzesi/ Tarih: 12 Nisan 2013/ Saat:14.30

İslam Kültür ve Sanat Platformu'nun katkılarıyla gerçekleşen sergi 12 Nisan-23 Nisan 2013 tarihleri arasında İstanbul Ayasofya Müzesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Sergi, Vakıf Hat Sanatları Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi, İstanbul Şehir Müzesi, Topkapı Sarayı, Başbakanlık Dolmabahçe Ofisi ve özel koleksiyonlardan seçilen nadide eserlerden oluşuyor. “Hattın Sultanları” olarak tanımlanan koleksiyon ilk kez bir arada sanatseverlerle buluşuyor.

Sultan III. Ahmed, Sultan II. Mahmud, Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz gibi hattat Osmanlı padişahlarının yanı sıra, son devrin üslup sahibi hattatlarından Hafız Osman, Yedikuleli Abdullah, Mustafa Rakım, Mahmud Celaleddin, Mehmed Tahir, Kadıasker Mustafa İzzet, Şefik, Hasan Rıza, Muhsinzâde Abdullah, Mehmed Şevki, Ahmed Ârif, Yesari Mehmed Es’ad, Yesarizade Mustafa İzzet, Sami, Hacı Nazif, Fehmi, Abdülfettah, Aziz Aktuğ, Ömer Vasfi, Emin Yazıcı,Refet, Necmeddin Okyay, Hamid Aytaç, Macid Ayral, Halim Özyazıcı ve Kemal Batanay’a ” ait levhalara yer verilecek. Ayrıca Peygamberimizin hüsn-i hatla tasviri olan Hilye-i Saadet levhaları da sergiyi bezeyecek.

Devamını oku...
 

TRT Belgesel - Tamgalar - Dengizli

TRT BELGESEL BAŞLIYOR, 10-17-24 NİSAN 2013 SAAT: 21.00

TAMGALAR - DENGİZLİ

 


Sayfa 13 - 27


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.