Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Ömer Özercan Ömer Özercan
Ömer Özercan


"Feth"e dair...

Gençler, "fetih" saldırı, ele geçirme, sömürü değildir; kelime mânâsı "açmak"tır. "miftah" anahtar demektir, "Fatiha" Kuran'ın açılış suresidir. Osmanlı "fetih"leri talan, yağma, sömürü değil, belirli şartlar altında bir yerin "açılması", "yurt" haline getirilmesidir. Feth edilen yerler eskisinden çok daha emniyetli, müreffeh, şen hale getirilirdi. Fetih öncesi ve sonrası nüfus yapısına, üretim ve ticarete bakıldığında bu bölgelerin nüfusunda ciddî artışlar olduğu, ticaretin geliştiği, zenginliğin arttığı görülecektir. Önceki yönetimlere kıyasla daha az vergi alınan, can ve mal kadar dil-din-kültür konusunda da emniyet ve hürriyetin sağlandığı yerlere çoğu defa alınan vergiden daha fazla hizmet harcaması yapılmıştır.

Devamını oku...
 

Ey şanlı avcı...

Yahu insanda accık akıl mantık olur. İstiklal harbinin paşaları hangi harbiyede yetişti sanıyorsun arkadaş? Atatürk Ankara'da mı büyüdü? Karabekir, Orbay, Çakmak, İnönü, Cebesoy ve diğerleri? Osmanlı'ya küfreden o bütün anlı şanlı yazar çizer takımı hangi okullarda okudu? Bütün o "diktatörlük", "istibdat" denilen dönemde bir Ermeni suikastçının padişaha düzenlediği bombalı suikat başarılı olmayınca "Ey şanlı avcı, attın ama avını vuramadın" diyecek kadar özgürlüğü nerede yaşadı bunlar? Hangi batılı ülkede söyletirlerdi adama böyle bir lafı? Bu paşalar, edebiyatçılar falan zannedersin ki gökten indiler.

Devamını oku...
 

Verdiğimiz Hüküm...

Linç ettiğiniz kişinin suçlu olmadığını öğrendiğinizde ne hissedersiniz?

Niyet okumada, zan'da, suç isnadında, yargılamada, hüküm vermede tedbirli, basiretli, adil ve merhametli olmak gerek; başkası hakkında hüküm verirken kullandığımız usul ve yasalarla yargılanırız. Aslında başkalarını yargılarken asıl hükmü kendi hakkımızda verdiğimizi unutmayalım.

Devamını oku...
 

Milliyetciliğe Dair

Milliyetçiliğe dair...

Son günlerde arkadaşlar arasında "milliyetçilik" konusu revaçta. Kervana katılıp biz de listeye bir tanım/tarif ekleyelim:

Milliyetçilik; milliyetçi olan, öyle olduğunu düşünen veya iddia eden şahısların düşünüp yapmaları gereken şeylerdir. Öyle çok derin tefekkür, analiz, dil canbazlıkları, sofistike söylemler, model üretmeler, yüksek zekâ, büyük icat, zengin cüzdan, oy patlaması, TV'de açık oturumda rakiplerine haddini bildirmek falan değildir; daha basit ve anlaşılır tavır/tutum gerektirir: Feragat, fedakârlık, vakti/kalbi/bilgisi/tecrübesi ile gençlerin elinden tutmaktır. Hiç bir şey gençlerin eğitimi kadar bir milletin kaderini/geleceğini etkilemez; öyleyse gençlere hitap etmeyen, edemeyen, zaman ayırmayan, emek harcamayan kişiler akademisyen, yazar, milletvekili, işadamı falan olabilir ama milliyetçi olamaz.

Mülkiyeti kendine ait bir yazlığı olan ve senede bir kaç ayını burada "tatil yaparak" geçiren, (hayat boyu üç beş gencin elinden tutup yol yordam öğretmemiş, sofrasına davet etmemiş, dertlerine ortak olmamış, halinden hatırından haberdar olmamış...) kişilerin, şehre dönüp "ne olacak bu milliyetçiliğin hâli?" diye sormaları çok tuhaftır.

Devamını oku...
 

Sevgi'ye Dair

SEVGİ'YE DAİR

Birini sevmeniz, sizin sevdiğiniz kişiye lütfunuz değil, Allah'ın size lütfudur. Sevdiğiniz kişide hoşlanmadığınız bir şey görüp veya öfkelenip "artık seni sevmiyorum" derseniz onu değil kendinizi cezalandırırsınız; hem Allah'ın lütfuna karşı nankörlük etmiş hem de sevgiden kendinizi mahrum etmiş olursunuz. Hakiki sevgi işporta malı değildir, pazarlığı olmaz; pil gibi değil güneş enerjisi gibidir, üç günde tükenmez. Fiyatı pahalı bulmaya başladıysanız veya sevginiz pil gibi tükendiyse, siz zaten sevginin ne olduğunu bilmiyorsunuz, sevgiyi yaşamamışsınız demektir. Uranyum-238'in radyoaktif yarılanma ömrü bile 4.6 milyar yıl iken üç günde tükenen duyguya "sevgi" demek mümkün mü? Sevgiyi başkasına karşı lütuf veya ceza olarak görmekten vazgeçip, "hakiki insan" olma yolunda uranyum gibi tükenmez bir enerji ve hayat kaynağı haline getirebilirsek yolculuğumuz başlamış demektir.

Devamını oku...
 

Devlet Kavramına Dair

"...İki tür devlet var. Biri milliyetçi/muhafazakar kesimin (büyük ölçüde ben de öyleyim) idealist "Devlet" anlayışı. Bu anlayışta devlet "ana"dır, "talih"tir, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" ifadesindeki gibi adalet, güvenlik ve düzen'dir... Millet/halk olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz maddî ve manevî değerleri ifade eder. Bir de reel, fiilî "devlet" vardır. Bu ikisinin ayrımını doğru biçimde yapabilirsek farklı düşünüyor gibi göründüğümüz pek çok konuda aslında çok benzer fikirlerimiz, taleplerimiz olduğu anlaşılır. Bu ayrım idealistler tarafınan yapıl(a)madığı için devletin pek çok yanlışı, günahı, zulmü savunulması gereken meziyetlermiş gibi açık veya zımnen kabul ediliyor. Liberal/sol yaklaşım ise devlet'in her türlü yanlışında takındığı tutum ve söylemleri işe sanki Devlet düşmanı imiş gibi bir görünüm sergiliyorlar. Kendi adıma, reel/fiilî devlete dair her türlü eleştiriyi doğru ve gerekli görürüm.."

"Devlet" konusu senin de iyi bildiğin gibi içinden kolay çıkılır bir mesele değil. Tarih boyunca tarif edilmeye, kurulmaya, yıkılmaya, ele geçirilmeye, yönetilmeye çalışılmış, tamamen reddedenler olmuş ama dönüp dolaşıp Hegel'in Tanrı-devlet'i olarak karşımıza çıkmış. Akademik tarifleri bir yana bırakalım, Türk milleti için devlet şu sözlerdeki nesnedür: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi." (Yazıldığı günden bir tek Allah kulu çıkmamıştır "amca sen ne diyon ya, yok öyle şey" diyen) Diğeri de: "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!" Milliyetçi biri için devlet: Çocuklarının aşı, eşinin namusu, adalet, huzur, nizam, hürriyet, alnını secdeye korkusuzca koyabilme... ve benzeri şeylerdir. Dünyada bizden başka çocuklarına Devlet adını koyan bir toplum var mı acaba? Senin devlet kavramına yüklediğin anlamlar daha ziyade batının geliştirdiği laik/liberal/sol kaynaklıdır. Bu doğru veya yanlış değil, batının kendi macerası ve tecrübesi ile ulaştığı tabii ve makul bir kavramlaştırmadır. Bütün devletler güç sahibidir, vergi toplar, savaş yapar, şiddet kullanır ama bizim devlet anlayışımız kendi kaynaklarımızda "açları doyurmak, çıplakları giydirmek, düşmanları tepelemek, refah ve huzuru sağlamak"tır, sultan/han/kral'ın lüks ve israfı, keyfi ve nefsi için değildir.

Devamını oku...
 

Gençler;

Gençler; Kırım, Kazan, Astrahan, Buhara, Hive, Semerkant, Taşkent, Fergana, Merv, Kaşgar, Kabil, Delhi gibi şehirleri haritada bulun, bölgeyi işaretleyin, bu bölgenin tarihi coğrafyasını çok iyi öğrenin. Mevcut haritalardaki ülke sınırlarını kaldırın, sınırları olmayan bir harita üzerinde çalışın. Rusça öğrenmeye başlayın. Bölgenin tarihini öğrenin. Seyahatnameleri okuyun. Güncel haberleri takip edin. Sörfçülerin beklediği büyük dalga gibi, tarihin de (pek sık olmayan) dalgaları vardır, bölgeyi tekrar dünya siyasi sahnesine çıkaracak dalga uzakta değil, ilgilenmek için geç bile kalındı.

Bu ufku yakalayamazsak Anadolu bize mezar olur.

Ömer Özercan

Devamını oku...
 


Sayfa 7 - 8


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.