Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Anasayfa Kitap Tanıtımı Kitap Tanıtımı
Kitap Tanıtımı

Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu

Nar Ağacı
Yazar: Nazan Bekiroğlu


Arka Kapak

Nazan Bekiroğlu'ndan Trabzon-Tebriz-Tiflis-Batum-İstanbul hattında geçen muhteşem bir roman.

Balkan Savaşı döneminde başlayıp I. Dünya Savaşı'na uzanan bir öykü...

Trabzon'dan ve Tebriz'den doğup birbirlerine doğru yol alan iki hayat; önce deli akan sonra durgunlaşan iki ırmak... Aslında çok ırmak... Tebriz'in en büyük, en asil halı tüccarının deli fişek oğlu Settarhan ve Trabzonlu inci tanesi Zehra...

Devamını oku...
 

RIZA TEKİN UĞUREL - YAĞMURTAŞI

Kitap Adı:            Yağmurtaşı
Yazar:                 Rıza Tekin Uğurel
Kapak Tasarım:   Tolga Başer
Yayınevi:            Parıltı Yayıncılık

RIZA TEKİN UĞUREL

1944 yılında Kütahya'da doğdu. İlk ve ortaokulu bu­rada okudu. Yüksek tahsilini İstanbul'da Yıldız Teknik Üniversitesi inşaat mühendisliği bölümünden mezun olarak tamamladı.

Yazı hayâtına 1966'da başladı. On beş yıl kadar Babı Alî'de bulundu; Bugün, Sabah, Son Havadis, Akşam, Türkiye, Ortadoğu, Millet ve Hergün gibi gazetelerde yazdı. Bazılarında Yazı İşleri ve Genel Yayın Müdürlüğü yaptı. "Çaylak Mizah" ve "Siyâsi Dün" dergilerini yayına hazırladı. Mavi Kırlangıç Çocuk Dergisi'nde, Yeşilay, Millî İşık, Yesevî ve Kubbealtı mecmualarında yazıları yayınlandı. Çeşitli konulardaki inceleme ve araştırma yazılarından meydana gelen yedi adet basılı kitabı vardır.

Tiyatro ile yakından ilgilendi; Kütahya ve İstanbul'da oyunlar sergiledi. Rahmetli Tarık Buğra'dan Tiyatro, Sadi Yaver Ataman'dan Eski Ramazan Eğlenceleri ve Rama­zan Manîleri konularında dersler aldı. Yayınlanmamış, fakat sahnelenmiş dört piyesinden biri olan "Kökgören" isimli oyunu 1970 yılında Yeşilay Genel Merkezi'nin açtı­ğı yarışmada 37 eser arasından birinci geldi. Geleneksel Türk Tiyatrosu (Meddah, Karagöz ve Ortaoyunu) ile de fiilen ilgilendi.

Devamını oku...
 

Makaleler - Ekrem Hakkı Ayverdi

Makaleler - Ekrem Hakkı Ayverdi

 

  • Yazar:            Ekrem Hakkı Ayverdi
  • ISBN:               978-975-7618
  • Sayfa:             516
  • Boyut:             13.5 x 19.5
  • Baskı:              1. Baskı
  • Yayın Tarihi:    1985
  • Fiyat:               12.50 TL

Kitap Özellikleri

Y. Müh. Mim. Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin sanat, mîmârî, İstanbul ve İstanbul mîmârîsi ile ilgili makaleleriyle târihî ve kültürel meseleler üzerine dikkatlerini ihtivâ eden ve çeşitli mülâkatlarının yer aldığı kaynak eser.

Kitaptaki yazılar Sait Başer tarafından derlenmiş ve yayına hazırlanmıştır.

Devamını oku...
 

Turgut CANSEVER - Kubbeyi Yere Koymamak

Kubbeyi Yere Koymamak
Turgut CANSEVER

Sayfa Sayısı: 404
Yayınevi: İz Yayıncılık

Kısa Bilgi: Kendine özel bir düşünme sistematiğini yine kendine özel bir sesle dile getiren Turgut Cansever, Tanzimat’la gelen geleneğe rijid düşmanlık ile buna tepki olarak giderek kalınlaşan sözde muhafazakâr sığınmacı tavrın evliliği sonucunda verimsizleşen, kısırlaşan ve nitelikli, kendisi olan ürünlerin varolmasını neredeyse imkânsızlaştıran bir ortamda, kargaşadan, gündelik hesaplardan uzakta kendi fikir ve sanat kozasını ören bu bilge insan, duymak isteyenlerin bile zor farkedeceği seyreklikteki yazı ve konuşmalarıyla düşüncelerini kamuoyuna duyurmayı yıllardır büyük bir görev bilmişti. Konfüçyus’tan İbn Arabi’ye, Medine’den Brasilia’ya, Sinan’dan Haussmann’a, sanat müziğinden Barok müziğe, Osmanlı konut tecrübesinden Habitat’a, tevhide dayalı mîmarîden modern mîmarînin babalarına... uzanan derin ve ışıltılı bir çizgide üretilen bu felsefenin ana hatlarını kuşatan bir kitap Kubbeyi Yere Koymamak.

Mimari ve korumanın felsefesi üzerine okunması gereken bir kitap.

Kitaptan Alıntı
Mimari ve Kültürümüz

Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi düzenleyen disiplindir.

Mimariyi ve mimarinin işlev ve amacını nasıl tanımlıyorsunuz?

Mimari, insan ile varlık arasındaki ilişkiyi, maddî, organik, ruhî ve fikri bütün varlık alan ve tabakalarında düzenleyen disiplindir. Teknolojik, iktisadi ve politik sorunlara ek olarak insanın fikri dünyasının tümünü kapsar. Varlık ile ilişkisini bilinçle düzenlemek insana özgüdür. Dünya ile bilinçli ilişkisini düzenleyemediği aşamada insan yalnızca fizyolojik bir yaratıktır.

Devamını oku...
 

İstanbul'un Kahvehanelerinden

Yazar:         Savaş AY
Yayınevi :  İBB KÜLTÜR A.Ş. YAYINLARI
Konu:         GEZİ-REHBER
Editör:        Ömer OSMANOĞLU
Ebat:          240 x 330
Baskı:         İst - 2012

Tarihe yedi tepeli şehir olarak geçen İstanbul, varoluşu birkaç bin yıla uzanan bir dünya kenti. Tarih, kültür, sanat açısından taşı, toprağı altın olan bu eşsiz kentin kültür mirası, ayrıntılarında gizli. İstanbul’un kahvehaneleri de bu ayrıntılardan sadece biri.

İstanbul’un ilk kahvehaneleri, 1550’lerde Halepli Hakem ve Şamlı şems tarafından Tahtakale’de semtinde açıldı. Kahvehane geleneği buradan yola çıkarak bütün dünyaya yayıldı. Genellikle üst düzey bürokratlardan oluşan müşteriler, yirmi yada otuz kişilik gruplar halinde kahvehanelere toplanır; kitaplar şiirler okur, üzerine tartışırlardı. Bir yandan tavla, satranç gibi oyunlar oynanırken bir yandan bol köpüklü kahveler içilirdi.

Turistik Kahvehaneler dışında, İstanbul’un tarihi semtlerinde bulunan mahalle kahvehaneleri, kendi kültürünü zorlanarak da olsa dünden bugüne taşımaya devam ediyor. Uzun yıllar birbirini tanıyan, çocukları birlikte büyüyen, birlikte yaşlanan dayanışma içinde olan insanların paylaştığı bu mekânlarda, sosyal statülerin, etnik kimliklerin kapı önüne bırakıldığına, lezzetli kahveler, demli çaylar eşliğinde yapılan güzel sohbetlere, havada uçuşan şakalara, yüksek sesle gazete müzakerelerine, çeşitli marifetlere ya da geçmişin hüznüne tanık olabilirsiniz.

Kitapta, yarım asır yada yarım asırdan daha fazla ayakta kalmış, kültürünü, anılarını bugüne getirebilmiş İstanbul Kahvehaneleri’nden sadece bir kısmı yer alıyor.

Bu kahvehanelerin hikâyelerini kimi zaman işletmecisinden, kimi zaman müdavimlerinden, kimi zaman sahibinden aktarmak, mekânları fotoğraflamak ve sizlerle paylaşmak istedim.

Savaş Ay

 

İstanbul'un 100 Hattatı

Yazar:         Süleyman BERK
Yayınevi :    İBB KÜLTÜR A.Ş. YAYINLARI
Konu :        İSTANBUL'UN YÜZLERİ
Editör:        Dr. Ömer Osmanoğlu, Esra Erkal
Ebat:         160 x 240
Baskı:         İst - 2012

“İstanbul, bir medeniyet merkezi olarak birçok sanata merkezlik yaptığı gibi, hüsn-i hatta da beşiklik yapmıştır. “Kur’ân Mekke’de indi, Medine’de okundu, İstanbul’da yazıldı” sözünü söyletecek şekilde hat sanatında bir üslûbun merkezi olmuştur.

Birçok sanatkâr bu yolda ellerinde gelen gayreti göstermiş, bayrağı daha yükseklere çıkarma hedefi içerisinde olmuşlardır. Amasya, Edirne ve Bursa’da yeşeren filizler İstanbul’da koca bir çınara dönüşerek dünyanın her yerine dallarını uzatıvermiştir. İstanbul’da ilgi ve destekle oluşan yeni üslûp büyük hüsnü kabulle ve hızla dünyanın diğer bölge ve şehirlerinde geniş mâkes bulmuştur.

İstanbul gibi bir yer, hele hat sanatı olunca önümüze çok zengin bir malzeme sunmaktadır. Kitapta sanatkârların yaşadıkları asırlara göre sıralanmış biyografilerini kısaca ve ana hatlarıyla bulacaksınız. Kıymetli hattatlarımızın çalışmalarında azda olsa örnekler vererek, okuyucunun rahat bir şekilde konuyu takip etmesini amaçladık.

Dr. Süleyman Berk

 

Altın Bilek Yayınevi Kitap Tanıtımı

Altın Bilek Yayınevi Kitap Tanıtımı

GÜNEŞSİZ DÜNYA – MURAT TUNCEL

FİYATI: 13,50 TL
SAYFA SAYISI: 156

Edebiyatımızın modern gerçekçi kalemlerinden Murat Tuncel, Güneşsiz Dünya adlı bu yapıtındaki öyküleriyle bizi 80’li yılların o güneşsiz günlerine götürüyor. Bu öykülerde okur, 12 Eylül’ün karanlıklarına dalıp dalıp çıkarken, değil aydınların sıradan insanların bile hoş geldin işkenceleriyle nasıl tanıştıklarını, sürgünlerini, yaşama tutunabilmek için verdikleri yaşama tutunma mücadelelerini, içlerinde yaratılan korkularını da okuyacak. Bunları okurken de kendisine sık sık “Bunlar benim ülkemde mi yaşanmıştı?” diye de ironik bir soru soracak.

Bu öykülerde de kendine özgü yalın anlatımıyla, öykü karakterlerinin yaralı duygularının derinliklerine yavaş yavaş inen Tuncel, sınırsız kötülükleri anlatırken de gerçekle düş arasına düşürüyor okuyucuyu.

Daha önce Üçüncü Ölüm ve Maviydi Adalet Sarayı adlı romanlarıyla, Beyoğlu Çığlıkları adlı öykü kitaplarını yayınladığımız yazarın bu kitabının da zihinlerinizde iz bırakacağı inancındayız.


AŞK YAZ SAVAŞ
EUGENIA FAKINU
ÇEV: ŞEBNEM ARSLAN
SAYFA SAYISI: 373
FİYAT: 24 TL

Maria, evlilikten kaçıp evinden ayrılıp büyülü şehir İskenderiye’ye doğru tek başına yola çıktığında henüz daha on ikisindeydi. Yaşamın kendisine cömert davrandığını söylemek zor. Savaşın çetin koşullarını yaşamış ve sevdiği adamı savaşa kurban vermiş olan yaralı Maria’nın yaşamdaki tüm umudu silinmişken, ortalama bir aşka teslim olup yaşamını kökten değiştirmek cesaretini gösterdiğinde ancak yirmi altısına varmıştı. Savaş sonrası yokluklarıyla, isyanlarla, politik kavgalarla, var olma

savaşlarıyla geçen, öğrenme aşkının süslediği, çalışkanlığın yaşanılır kıldığı bir ibret hikâyesi Maria’nınki… Her satırı yaşanmış, her satırı büyülü…

Aşka kucak açmanın ve ona teslim olmanın değil; aşka karşı savaşmanın ve onu kullanmanın, direnmenin, dayanmanın ve yaşamının soluk kesen öyküsü…

" Aşk, Yaz, Savaş keyfiyle okuyucuyu kazanıp insana hayatın ötesinde "laus vitae"yi sunuyor. İyi bir edebiyat eserinin elinizde bulunmasından daha iyi ne olabilir ki?"

Devamını oku...
 

Safiye Erol'un Ciğerdelen Adlı Romanı

Ciğerdelen adlı romanı, tanıtımını yapmak için tekrar okudum. Her cümlesine değinmek istedim; neredeyse kitabın tamamını koyacaktım.

Sonra yazıyı kısalttıkça kısalttım, insanların hissedeceklerini sınırlamak istemedim..

Türklerde "tek gaye"nin hizmetine koşan bir insan modeli vardı. Geleneğimiz, kültürümüz, sanatımız, bu gaye ile harmanlanmıştı, acı tarafı tarihte kalmış olması idi. Özlemini çektiği bu model, Safiye Erol ‘un Ciğerdelen adlı kitabında aşk ile anlatıldı.

“Ah bu gafil, bu zavallı dünya, Keşanlı İkbal Hanımları tanımaya ne kadar muhtaç!..”

“Sersem! İslam dinine olan aşkımı görmezsin de hiristiyanlara olan merhametimi mi görürsün? Venedik bize o zaman yumuşak helva gelirdi, acelesi yoktu. Hele müslümanları bir araya yoğuralım dedik...”

“...İnsanın gönlüne Tanrı makamından kopmuş bir nur düşerse o kişi emsaline karşı yükselmiş olur. En çok seven en büyük işleri başarmak borcundadır. Şöyle ki: Aşık olan zaten alacağını almıştır, artık bir şey isteyemez, bundan geri o verecektir hep o verecektir.”

“Varlık aleminde görünen ve görünmeyen her şey insana aşıktır. Her şey sessiz bir vurgunlukla şu özleyiş yalvarısını okur: “Beni anla, beni yen, beni kullan. Yaradılışımın manasına kavuşmaklığım senin elline verilmiştir, Ademoğlu beni hasretime ulaştır, senin zafer anıtında ben malzeme olayım...”

Safiye erol, kitabındaki karakterleriyle, olayların, acıların, tetiklemesiyle başlayan bir süreçte ferâgati, tevekküle varışı bakın nasıl ifade ediyor:

Devamını oku...
 

Şibumi - Travenian

Gizemli bir yazarın gizemli bir kitabını okumak isterseniz tam size göredir. Travenian ismi takma bir isimdir, yazarın kim olduğu bilinmemektedir. Yazarın temsilcisi 2005 yılında Travenian'ın öldüğünü açıklamıştır.

E Yayınları - Arka Kapak:

İnanılmaz ölçüde karışık ve özgün bir roman kahramanı Nicholai Hel. Yarı Rus, yarı Alman asıllı koyu bir Amerikan düşmanı. Şanghay'da doğmuş, bir Japon generali tarafından büyütülmüş; bir Japon bilgesinden de 'Go' oyunu öğrenmiş. Bask dili dahil yedi dili ana dili gibi konuşuyor. Plastik kartla ya da kurşun kalemle bir insanı rahatlıkla öldürebilecek ustalıkları da edinmiş. Üstün düzeydeki 'yakın algılama' yeteneği yüzünden fotoğrafı bile çekilemeyen bu profesyonel terörist avcısı, terörcü, korkusuz mağaracı, yenilmez savaşçı ve gerçek feylosof, günün birinde emekli olarak yaşadığı şatosundan çıkıyor; amansız ve acımasız bir dövüşe katılmak üzere...

Yazarın ilginç bir yanı da kitaplarından bazı ayrıntıların çıkartılmış olmasıdır.

Çünkü bu ayrıntıları uygulayarak ölümler ve zararlar olmuştur. Örneğin; El ile adam öldürme, Pariste bir müze soyulması ayrıca kama sutra* sevişme ayrıntıları gibi teknikler çıkartılmıştır.

Mağara bölümü, sevenlerin ilgisini çekebilir. Bana biraz uzun gelmişti.

İyi okumalar..

Kitaptan Alıntılar

"Şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün. O kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek.İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçak gönüllük demek.

Sanatta şibumi zarif bir basitliği ifade eder. Buna sabi denir. Felsefedeyse kendini wabi olarak gösterir. Büyük bir ruhsal rahatlıktır ama pasiflik değildir. Bir insanın kişiliğindeyse... nasıl söylemeli... Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.

Nicholai'nin hayal dünyası bir anda shibumi kavramıyla doluvermişti. Başka hiçbir ideal onu bu derecede etkilememişti ömründe. "İnsan shibumi'yi nasıl elde eder, efendim?"

-İnsan şibumi'yi elde etmez. Ancak onu keşfeder. Bunu yapabilen pek az sayıda üstün nitelikli insan vardır.

-Yani insan şibumi düzeyine gelmek  için çok şey mi öğrenmeli?

-Daha çok, bilgilerden geçip basitliğe varmak gerek."

...

"Senin orta düzeydeki kimselere karşı duyduğun aşağılayıcı nefret, onlardaki geniş, kapsamlı kuvveti görmene engel oluyor. Sen kendi parlaklığının orta yerinde dururken, gözlerin öylesine kamaşıyor ki, odanın kuytu, karanlık köşelerini göremiyorsun. Oralarda kalabalıkların, beyinsiz insan kalabalığının ne tehlikeler hazırladığını görecek şekilde gözlerini ayarlayamıyorsun. Ben sana bunları söylerken bile, sevgili öğrencim, sen kendinden yeteneksiz kişilerin, sayıları ne kadar çok olursa olsun, seni yenebileceklerine inanmakta güçlük çekiyorsun. Oysa biz artık orta düzeydeki insanların çağında yaşıyoruz. Orta düzeydeki insan sıkıcı, renksiz, aptal gibi görünür...fakat ölümsüz tekdüzeliğine devam eder...hiç bıkmaz. Amipler her zaman kaplanlardan çok yaşar. Çünkü durmadan bölünür, yenilenirler. O ölümsüz tekdüzelikleriyle. Kalabalıklar zorbaların en sonuncusu olacaktır. Gözlerini bir an için sanata çevir. Bak, Kabuki can çekişirken, No beri yanda sürünürken, şiddet romanları nasıl kalabalıkları peşinden sürüklüyor. Dikkat edersen hiçbir yazar romanına kahraman olarak gerçekten üstün bir insan tipi seçmeye cesaret edemiyor. Çünkü seçerse, kalabalığın içindeki orta düzeydeki insan öfkelenecek, utanacak, ve kendisini savunması için kendi yojimbo'sunu, yani eleştirmenleri ortaya sürecektir.

Kalabalığın çıkardığı gürültü mantıksızdır ama, kulakları sağır edecek kadar güçlüdür. Beyinleri yoksa da, binlerce kolları vardır. Bunları seni yakalamak, çekmek, aşağıya indirmek ve batırmak için kullanırlar."

"Hala Go'dan mı söz ediyoruz, hocam?"
"Evet, Go'dan. Ve onun gölgesi olan hayattan."

*****************

Wabi Sabi; Eski bir Japon felsefesini ifade eder. Wabi, el işçiliğinden ve malzemenin yapısından kaynaklanan ve objeyi benzersiz kılan kusurlar, Sabi ise yaş ile gelen güzellik ve berraklık anlamına gelir. Kısacası bu felsefe, doğal, sade, basit bir yaşamın ince ve alçak gönüllü bir zerafet ile birleştirilmesidir.

*Kama Sutra (Sanskritçe'de : कामसूत्र ), Hint lisanında iki ayrı kelimedir : kama zevk demektir, sutra ise kitap anlamına gelir. İki kelime birleşince zevkin kitabı anlamına gelmektedir. Bu öğretinin amaçları arasında; kadın, erkek, çiftler arası denge, yaşamı sevdirmeyi, cinsel açlığın giderilmesi vs. Devamı için tıklayınız: kaynak: Wikipedia)

Yazarın Diğer Eserleri

  • 1972 The Eiger Sanction (İnfazcı)
  • 1973 The Loo Sanction (Hesaplaşma)
  • 1976 The Main (Kasaba)
  • 1979 Shibumi (Şibumi)
  • 1983 The Summer of Katya (Katya'nın Yazı)
  • 1998 Incident at Twenty-Mile (Yirminci Mil)
  • 2000 Hot Night in The City (Kentte Sıcak Gece)
  • 2005 The Crazyladies of Pearl Street (İnci Sokağı)
 


Sayfa 3 - 5


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.