Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

Satranca Dair

Ömer Özercan - Satranca Dair

“Satranç tahtasında tüm denizlerdekinden daha fazla macera vardır.”
Pierre Mac Orlan

Bu günlerde, Rusya’nın Sochi şehrinde, dünya satranç şampiyonu Magnus Carlsen ile Vishy Anand arasında ünvan karşılaşmaları yapılıyor. Türkiye’de son senelerde satrançta ciddî gelişmeler yaşanmış olmasına rağmen bu karşılaşmalar pek ilgi görmedi. TV ve gazeteler herhalde çok önemli(?) ve öncelikli(?) konularla uğraşmaktan zaman bulamadı. Maalesef gençlerimiz de; kitap okumak kadar, satranç oynamaya da, ciddî oyunları takip etmeye de pek zaman ayır(a)mıyor. Okul ve dershane arasında koşuşturmaktan ve diğer meşgalelerden herhalde pek fırsat kalmıyor.

Bu vesileyle satranca dair düşündüklerimizi ifade edelim.

Satranç bütün dünyada bilinen ve oynanan, tarihî bir oyun. MS 6. asırda Hindistan’da ortaya çıktığı ve 10. asıra kadar Asya, Orta Doğu ve Avrupa’ya yayıldığı kabul edilir. Tabiî burada niyetimiz satrancın tarihini veya oyun kurallarını anlatmak değil. Dikkat çekmek istediğimiz husus, satrancın çocukların ve gençlerin eğitiminde tesirli ve faydalı bir vasıta olarak kullanılabilir olmasıdır. Bir süredir ilköğretimde seçmeli ders olarak okutulmakta ama hem müfredatın geliştirilmesi, hem de iyi öğretmenlerin yetişmesi gerekiyor.

Bildiğiniz gibi, satranç oyununda “eşit hak ve kaynaklara sahip” iki kişi belli bir süre sessiz, sakin, saygılı biçimde akıl, zekâ, bilgi, muhakeme, cesaret vb. yarıştırır; gözlem yapar, tahmin yürütür, hayal kurar, risk alır, karar verir. Neticede kaybederse gene saygılı biçimde rakibini tebrik eder. Galibiyete sevinmek de, mağlubiyete üzülmek de satrancın felsefesini idrak etmiş kişilerce pek hoş görülmez. Bu süreçte oyuncu kendisini, kendi yetenek ve sınırlarını, zihnî performansını tanır, geliştirir, aynı zamanda rakibini de anlamaya çalışır.

 

Devamını oku...
 

Safiye Erol Sempozyumu

Safiye Erol Sempozyumu

SAFİYE EROL SEMPOZYUMU PROGRAMI
4 Aralık 2014 Perşembe

İstanbul Şehir Üniversitesi, Doğu Kampüsü Konferans Salonu

I. Oturum: 13.00-14.00
Dilan Yamaç “Ciğerdelen’in Kadın Kahramanlarının C.G. Jung’un Kollektif Bilinçdışı Kuramı
Çerçevesinde Değerlendirilmesi”

Sevim Zehra Kaya “Ciğerdelen'in Bildungsroman Temelinde İncelenmesi
14.00-14.15 Kahve Arası

II. Oturum: 14.15-15.15
Çiğdem Buğdaycı “Medeniyetler Arasında Bir Kavram: Istırap”
Duygu Dinçer “Ülker Fırtınası’nda Aşkın ve Benliğin Değişen Yüzleri: Psikososyal Bir İnceleme”
15.15-15.30: Kahve Arası

III. Oturum: 15.30- 16.30
Zeynep Tek “Dineyri Papazı’nda Narsisistik Boyutun İncelenmesi”
Havva Yılmaz “Bir Türkiye Alegorisi olarak Dineyri Papazı ve Safiye Erol’un Hayatı"
16.13-16.45: Çay-Kahve Arası

IV. Oturum: 16.45-18.30
Prof. Dr., Emekli Büyükelçi Kenan Gürsoy "Bir Doğu-Batı Düşünürü Olarak Safiye Erol"
Selim İleri "Okuduğum Safiye Erol"

Kaynak: http://www.kubbealti.org.tr/haber.asp?ID=2

 

Ruh Adam

Adı: Ruh Adam
Yazarı: Hüseyin Nihâl Atsız
Yayınevi: Ötüken Neşriyat

Okuyup da çok etkilendiğim kitaplardan biridir. Kitabın başında bir masal anlatılır, bu masal Selim Pusat'ın macerasının özeti gibi gelmiştir.

Kitabın içinde çok sevdiğim bir romanın adı da geçmektedir. Bu sebeple kitap daha da heyecanlandırmıştır beni. Romanın konuşulduğu bölümü kopyalıyorum, yalnız yazarı ve romanın adını yazmayacağım.

"-Ya en çok beğendiğin roman hangisi Güntülü?
-Roman hususunda galiba biraz müşkülpesentlik ediyorum efendim. Manzumeler kısa olduğu için tesiri ani ve kuvvetli oluyor. Roman uzun olduğundan herhangi bir yerindeki aksaklık, kuvvetli taraflarının tesirini gideriyor ve ben hissi hareket ettiğim için onun güzel ve kuvvetli kısımlarını da inkar ediyorum. Bu yüzden, en çok beğendiğim roman, bir kadın romancının o kadar tanınmamış bir eseri oldu efendim. Güntülü biraz durdu ve Ayşe üzüntüyle içinin burkulduğunu hissetti. Güntülü’nün çocukça bir tercih yaparak bayağı romancılardan birinin bayağı bir eserini söylemesinden korkuyordu. Bu kızı ilk görüşte o kadar beğenmişti ki onun bilmeyerek kötü bir romanı sevmesini bile istemiyordu. Bu suali sorduğuna pişman olmuştu. Alacağı cevaptan çekinerek:
"-O romanı söyler misin Güntülü?", dedi.

"Ruh Adam, Türk edebiyatında pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır. 'Ruh Adam', kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebi-ruhi tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.
(Arka Kapak)

Önyargısız olarak mutlaka okunmalı. Önyargısız diyorum çünkü siyasi görüşünden dolayı Atsız'ı sevmeyen insanlar var. Yazarın kim olduğuna bakmaksızın okursanız kitabı çok seveceksiniz.

Devamını oku...
 

Ertuğrul Gazi - Diriliş

Yapımını Tekden Film’in, yapımcılığını ve senaristliğini Mehmet Bozdağ’ın üstlendiği ve TRT-1 ekranlarında yayınlanacak olan Diriliş - Ertuğrul Dizisi’nin ilk teaser’ı yayınlandı.

Teaser çekimleri Tuz Gölü’nde yapılan Diriliş Dizisi, 13. yüzyılda Ertuğrul Bey ve Alp’lerinin Tapınak Şövalyeleri, vahşi Moğollar ve acımasız Türkmen beylerine karşı olan mücadelelerini ve adım adım Osmanlı Beyliği’ni kurma sürecini konu alıyor.

Osmanlı devletinin kuruluş sırrının Ertuğrul’un hikâyesinde gizli olduğunu belirten Bozdağ “Ertuğrul, hayallerine giderken aslında dünyaya yeni bir medeniyet armağan etti. Temellerini attığı devlet, dünyanın kaderini değiştirdi. Biz de dünyanın kaderini değiştiren adamın destansı hikâyesine, boyun eğmeyen karakterine, büyüleyici aşkına ve tüm insanlığa yetecek adalet duygusunu dizimizde anlatacağız”Dizinin Yapımcısı ve Senaristi Mehmet Bozdağ, dizilerinde Anadolu’nun emperyal güçler tarafından işgal edildiği bir çağ olan 13. yüzyılda Ertuğrul’un 400 çadırlık ovasına yurt bulma hikâyesini işlediklerini belirtti. Bozdağ, dizilerinde bu yurdun üç kıtada altı asır hüküm sürecek olan dünyanın en ihtişamlı devleti Osmanlı İmparatorluğu’na dönüşmesinin sırrını da arayacaklarını söyledi.

Devamını oku...
 

AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

AYVERDİLER'i YÂD EDERKEN

23 Nisan 2014, 12:59

Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir
Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir

Sâmiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi Allah’ın Türk Milleti’ne lûtfu ve tebessümüdür. Ayverdiler, İstanbul Âbideleri’dir. Osmanlı’nın manevî, millî, medenî mirasını hayatlarında ve eserlerinde hakkıyla temsil, tescil ve ihya etmişlerdir.

“Ayverdi ailesi” ilim ve irfan mektebidir. Türk ve İslam medeniyetinin merkezi olan İstanbul’da, batan bir güneşin son ışıklarını yakalar gibi, unutulmakta ve yok edilmekte olan şifahî, yazılı ve yapılı mirasımızı Allah vergisi bir deha, şuur ve çaba ile dinlemiş, okumuş, görmüş, dokunmuş, ölçmüş, kaydetmiş, yaşamış ve ölüleri dirilten İsa nefesi gibi bunlara can vermişlerdir.

Türkçe’nin yazılmış en kapsamlı ve kıymetli lügatini, ömürünü bu muazzam işe vakfetmiş olan İlhan Ayverdi’ye borçluyuz. Sâmiha Ayverdi tarafından "Allah'ın iç ve dış güzelliğini berâber vermiş olduğu ihlâs âbidesi" diye vasıflandırılmıştır.

Devamını oku...
 

Geleceğin Ustaları Belli Oldu

GELECEĞİN USTALARI BELLİ OLDU
2013 Yılı Geleneksel Sanatlar Yarışması sonuçlandı.
Yarışmada Japon, Yunan ve Suriyeli sanatçıların eserleri de ödüle layık görüldü.
Japon sanatçı Yumiko Kuboto Çini dalında ikinci oldu.

“Geleceğin Ustaları” adıyla 8 dalda, 20 Nisan - 1 Kasım 2013 tarihleri arasında, geleneksel sanatları tanıtmak ve geliştirmek amacıyla düzenlenen yarışmaya toplam 219 eser katıldı.

Zeytinburnu Belediyesinin katkılarıyla, Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından düzenlenen yarışmada geleneksel sanatlarımızdan Hüsn-i Hat, Tezhip, Minyatür, Ebru, Cilt, Çini, Kaatı’ ve Kalemişi alanlarındaki eserler yarıştı. Yarışmaya Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TBMM Milli Saraylar’da destek sağladı Prof. Uğur Derman başkanlığında 33 kişilik akademisyen ve sanatçılardan oluşan seçici kurul tarafından çok titiz bir eleme sonucu ödüle layık görülen her dalın birincilerine 5.000, ikincilerine 3.000, üçüncülerine 1.500 TL ve dördüncü olan ve sergileme alan esere 500 TL olmak üzere toplam 80.000 TL ödül verilecek.

Üç günde tamamlanan seçmeler için seçici kurul eser seçimlerini puanlama usulü ile 3 turda seçti. Her kurul üyesi eşit oya sahip olduğundan verilen puanların ortalamaları bilgisayarda oluşturulan program tarafından hesaplanarak sıralamalar belirlendi.

Devamını oku...
 

Türk Kültürü Kongresi Eskişehir'de Toplanıyor

Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından 23-27 Ekim 2013 tarihleri arasında, Eskişehir'de "Kültürel Miras" konulu 8. Uluslararası Türk Kültürü Kongresi gerçekleştirilecektir.


Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi Opera ve Bale Salonu’nda saat 10.00’da başlayacak olan kongrenin bilimsel toplantıları 26 Ekim 2013 Cumartesi günü tamamlanacak. Değişik ülkelerden 110 bilim insanının bildiri sunacağı kongrenin açılış programında Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş, Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, Eskişehir Valisi Güngör Azim Tuna, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik konuşma yapacaklar.

Kongre programını PDF dosyası olarak indirmek için tıklayınız..

Kongre programını Word dosyası olarak indirmek için tıklayınız...


 

Dr. Müjgan Cunbur Hanımefendi Hakk'ın Rahmetine Kavuştu

KIYMETLİ BÜYÜĞÜMÜZ DR. MÜJGÂN CUNBUR HANIMEFENDİ BUGÜN (25 EYLÜL 2013) HAKK'IN RAHMETİNE KAVUŞMUŞTUR.

Naaşı yarın öğleyin (26 Eylül Perşembe) Hacı Bayram Veli Câmiinde kılınacak cenâze namazından sonra Cebeci Asrî Mezarlığına defnedilecektir. Dostlarımıza baş sağlığı dileriz.

Dr. Müjgân Cunbur kimdir?

12 Ocak 1926’da İstanbul’da doğdu. İlk öğrenimine 1933’te Ankara Dumlupınar İlkokulunda, Mehmed Âkif’in İstiklâl Marşı’nı yazdığı odada başladı ve aynı okuldan mezun oldu. İstanbul’da başladığı orta tahsilini, Ankara’da bitirdi. 1945’te Ankara Kız Lisesi’nden mezun oldu. Yüksek tahsilini Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1948’de tamamladı. 1952’de edebiyat doktoru unvanını aldı. Ayrıca 1947-1948 yıllarında, Yüksek öğrenimi sırasında, Adnan Ötüken’in D.T.C. Fakültesi’nde açtığı Kütüphanecilik Kursu’na devam etti.

1952’de girdiği imtihanı kazanarak, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi’nde çalışmaya başladı. 1955’te Millî Kütüphane’ye nakledildi. Millî Kütüphane’de çeşitli görevlerde çalıştıktan sonra 1965 yılında Millî Kütüphane Genel Müdürü oldu.

1976’da Kültür Bakanlığı müşavirliğine tayin edildi. 1978’de müşavirlik kadrosuyla yeniden Millî Kütüphane müdür vekilliğine getirildi. Kütüphane statüsünün Başkanlığa çevrilmesi üzerine, 1984’te Başkanlık görevine getirildi. 1987’de emekliye ayrıldı.

1960-1984 yılları arasında D.T.C.F. Kütüphanecilik Bölümü’nde -ek görevle- öğretim görevlisi olarak çalıştı.

Devamını oku...
 

Geleceğin Ustaları

Geleceğin Ustaları; geleneksel sanatların gelişimine katkı sağlamak amacıyla düzenlenen ödüllü yarışmadır. Yarışmada Hüsn-i Hat, Tezhip, Minyatür, Ebru, Çini, Cilt, Kaatı ve Kalemişi olmak üzere 8 ana dalda eserler yarışmaya kabul edilecektir. 33 kişilik seçici kurulun 3 aşamada belirleyeceği eserlere para ödülü verilecek ancak. Ödül alan ve almayan bütün eserler sergi sonunda sahiplerine iade edilecektir. Yarışma neticesinde ödül alan ve sergilemeye değer görülen eserlerin yer aldığı bir sergi ve yarışma katalogu hazırlanacaktır.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 17


Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.