Kültür Sanat ve Edebiyat

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Paylaş

Kültür Sanat ve Edebiyat

Muhabbetin İçtimâîleşmesi Veyâ Töre İle Türk Olmak

Sevgili okuyucu! Sen, eline kalem alıp yazan, yazmayı düşünen gelmiş geçmiş bütün müelliflerin adı belirsiz, olgunlukla mütekâmil, müsâmahası engin, halden anlar, büyük kederlere ve sevinçlere ortak olabilen geniş kavrayışlı bir şahıssın. Birçok büyük mütefekkir, kendi devirlerinde yakınları, yaşadıkları toplumun ileri gelenleri tarafından anlaşılmasalar dahi kaleme sarılır ve nerede, nasıl, ne zaman yaşadığını bilmedikleri sana içlerini dökmekten kendilerini alamazlar. Sen o yazarın yakını veyâ çağ dışı yaşamak zorunda değilsin. Düşünüyorum da bunca büyük gönüllü insanın muhâtabı olan sen, belki de tarihin en kayda değer meçhul kahramanısın.

İnsanda bir yerlerde saklı, sadece kendine âit tutmak istediği mahrem dünyalar bulması pek tabiî görünür. Fakat gene insanda en büyük duygu, fikir, icat, keşif birikimlerini deşifre edip hemcinsleriyle paylaşma ihtiyâcı da baskın bir rûhî taleptir. Bu iki kutsî hal arasındaki çelişki senin şahsında muvâzenesini bulur. Gerçi yazan en mahrem duygularını, meselelerini ortaya döktüğünü zannetse de çok defâ cemiyet o gönül dağını ne görür ne de duyar… Ama ey aziz okuyucu! Senin karşında, bir fikrin çilesini çeken insan, kuytu mâbet köşelerinde en içten, en niyazlarını Rabbine döken âşıklardan farklı değildir. O, senin şahsında bir itminan duygusunu yaşar.

Aslında tek tek bildik sîmâlar değildir okuyucu. Okuyucu bir ma’şerî şuurdur. Ve yazı zamâna rehin edilmiştir. Yazı, ebediyet demektir. Okuyucu bu ebediyyetin sâhibi sıfatıyla yazarın karşısına, halde e bütün gelecek zamanlarda yaşayacak insanlık âilesi nâmına çıkar.

* * *

Hz. Yusuf’a kardeşleri bile dost değildi. Onu kandırıp çöl ortasında bir kuyuya atarak ölüme terk ettiler. Ama Yusuf kardeşlerinden görmediği sevgi ve alâkayı Züleyhâ’dan ve hattâ daha sonra bütün Mısır halkından doya doya gördü ve yaşadı.

İnsanlar sâdece yaşama içgüdüsüyle mi bir arada bulunma ihtiyâcındadırlar? Âileyi câzip kılan sadece kan bağımıdır? Yoksa o ocakta, insanın ezelî ve fıtrî yönelişi olan muhabbet en tabiî tezâhürleriyle yaşandığından mı vazgeçilmez ilk toplum örneğidir! Âile, anne babanın ivazsız garazsız sevgileri etrâfında, sürekli çevresindekileri rahatlatan ferâgatleri sâyesinde şekillenen ilk sosyal birlik. Âile, ancak özünde gönlünden sevgi kaynayan bir merkezin bulunduğu sevgi ocağı ise mânâlı toplum örneği olabiliyor. Aksi taktirde, arada birinci dereceden kan bağı bulunsa dahî bu, paylaşacak, ortaklaşa yaşayacak sevgileri tükenen insanların berâberliklerini sürdürmelerine yetmiyor. Aynı mantık, içinde barındığımız her cins topluma şâmil kılınabilir. İnsanları bir arada tutan en mühim güç sevgidir. Tarih boyunca yaşanmış berâberlikler dâimâ şu veyâ bu seviyede, şu veyâ bu mâhiyette sevgiler üzerine binâ edilegelmiştir.

Devamını oku...
 

Devlet Kavramına Dair

"...İki tür devlet var. Biri milliyetçi/muhafazakar kesimin (büyük ölçüde ben de öyleyim) idealist "Devlet" anlayışı. Bu anlayışta devlet "ana"dır, "talih"tir, "ya devlet başa ya kuzgun leşe" ifadesindeki gibi adalet, güvenlik ve düzen'dir... Millet/halk olarak arzu ettiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz maddî ve manevî değerleri ifade eder. Bir de reel, fiilî "devlet" vardır. Bu ikisinin ayrımını doğru biçimde yapabilirsek farklı düşünüyor gibi göründüğümüz pek çok konuda aslında çok benzer fikirlerimiz, taleplerimiz olduğu anlaşılır. Bu ayrım idealistler tarafınan yapıl(a)madığı için devletin pek çok yanlışı, günahı, zulmü savunulması gereken meziyetlermiş gibi açık veya zımnen kabul ediliyor. Liberal/sol yaklaşım ise devlet'in her türlü yanlışında takındığı tutum ve söylemleri işe sanki Devlet düşmanı imiş gibi bir görünüm sergiliyorlar. Kendi adıma, reel/fiilî devlete dair her türlü eleştiriyi doğru ve gerekli görürüm.."

"Devlet" konusu senin de iyi bildiğin gibi içinden kolay çıkılır bir mesele değil. Tarih boyunca tarif edilmeye, kurulmaya, yıkılmaya, ele geçirilmeye, yönetilmeye çalışılmış, tamamen reddedenler olmuş ama dönüp dolaşıp Hegel'in Tanrı-devlet'i olarak karşımıza çıkmış. Akademik tarifleri bir yana bırakalım, Türk milleti için devlet şu sözlerdeki nesnedür: "Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi." (Yazıldığı günden bir tek Allah kulu çıkmamıştır "amca sen ne diyon ya, yok öyle şey" diyen) Diğeri de: "Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!" Milliyetçi biri için devlet: Çocuklarının aşı, eşinin namusu, adalet, huzur, nizam, hürriyet, alnını secdeye korkusuzca koyabilme... ve benzeri şeylerdir. Dünyada bizden başka çocuklarına Devlet adını koyan bir toplum var mı acaba? Senin devlet kavramına yüklediğin anlamlar daha ziyade batının geliştirdiği laik/liberal/sol kaynaklıdır. Bu doğru veya yanlış değil, batının kendi macerası ve tecrübesi ile ulaştığı tabii ve makul bir kavramlaştırmadır. Bütün devletler güç sahibidir, vergi toplar, savaş yapar, şiddet kullanır ama bizim devlet anlayışımız kendi kaynaklarımızda "açları doyurmak, çıplakları giydirmek, düşmanları tepelemek, refah ve huzuru sağlamak"tır, sultan/han/kral'ın lüks ve israfı, keyfi ve nefsi için değildir.

Devamını oku...
 

Bazı Vakfiyelerin hayır şartları

Büyük Tarihçi Prof. Dr. Fuad KÖPRÜLÜ, Türk Vakıf Kayıtlar Arşivi'ni şöyle tanımlar:

"Vakıf müessesesi, orta ve yeni çağlar Türk ve İslâm dünyasını tetkik için birinci derecede mühim bir kaynaktır.

BAZI VAKFİYELERİN HAYIR ŞARTLARI

Fatih Sultan Mehmed Han'ın 875 H. (1470 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Yatağa düşmüş, evine doktor getirme imkânı olmayan hastalara, başvurmaları halinde doktor gönderilmesi,
  • Hastanede ölenlerin cenaze masraflarını karşılamak üzere her gün beş akçenin bir fonda biriktirilmesi,
  • İmarete gelen misafirler, görevliler tarafından güler yüzle karşılanıp, misafir olarak kalmak isterlerse, üç günden çok olmamak üzere misafir edilip, yeme-içme ihtiyaçlarının karşılanması,
  • İmaretten, dul kalmış Saliha hanımlar için yemek verilip, namus ve iffetlerinin muhafaza edilmesi.

Yavuz Sultan Selim Han'ın 947 H. (1540 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Her gün iyi cins undan 100 ekmek pişirilip fakir halka dağıtılması.

Sultan III. Murat Han'ın annesi Nurbanu Valide Sultan'ın 990 H. (1582 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Hastanede görev yapacak hastabakıcı, temizlikçi, bekçi gibi görevlilerin yanında, hastalara namaz kıldırabilecek bir imam tayin edilmesi ve bu imama yardımcı olacak, namaz vakitlerinde hoş seda ile ezan okuyup insanları Allah'a ibadete çağıracak bir müezzin tayin edilmesi,
  • Kendini bilmez kişilerin duvarları karalayıp, kirletmesini engellemek ve yapılan karalamaları silmek için bir görevli tayin edilmesi,
  • Cuma, bayram ve mübarek gecelerde imarette her gün pişirilen yemeğe ilave olarak çeşidi bol yemekler pişirilip yoksullara dağıtılması ve yoksul-zengin ayırmaksızın imarete gelen misafirlere yedirilmesi.

Sivas'ta "Daru'r reha Vakfı"nın 1268 H. (1851 M.) tarihli vakfiyesinde:

  • Hastalık ve benzeri afet ve olaylar nedeni ile geçim sıkıntısına düşerek ihtiyaç ve zaruret içinde bulunan yoksulların, yetimlerin ve dul hanımların ihtiyaçlarının giderilmesi.
    Devamını oku...
 

Seyahatname okumaları

Seyahatname okumaları başladı

seyahatnameEvliya Çelebi Derneği tarafından organize edilen Seyahatname okumaları, dernek merkezinde her hafta Cumartesi günü seyahat severlerle buluşuyor.

Bir grup seyahatsever tarafından kurulan Evliya Çelebi Derneği, ilk projesi seyahatname okumalarını hayata geçirdi. Dernek Başkanı Nevzat Özkaya tarafından her hafta Üsküdar’da bulunan dernek merkezinde yapılan okumalarla Evliya Çelebi’nin diliyle o zamanın coğrafyalarına tarihi seyahatler gerçekleştiriliyor.

Evliya Çelebi Derneği, yabancı gezginleri ağırlamak, yazarlar ve gezginleri buluşturmak, Türkiye’nin tanıtılmasını sağlamak, tarihi ve kültürel değerlerimiz ile tabii mekânlarımızın tanıtımını yapmak amacıyla Şubat 2015’de kuruldu.

Dernek, dünyaca ünlü seyyahımızın Evliya Çelebi’nin “asıl gayem” dediği hicaz sevdasını kendisine şiar edinmiş olup; alil, fakir ve fukara insanlar için; Hac, Umre, Endülüs, Kudüs, Semerkand, Buhara, Şanlıurfa, Diyarbakır, gibi tarihi yerlere kültürel seyahatler gerçekleştirmek, yurt içi ve yurtdışı geziler düzenlemek, her türlü kültürel, sanatsal ve eğitim faaliyetleri organize etmek üzere yeni projeler hazırlıyor.

Devamını oku...
 

Türkçe Eğitime Kosova’da Rekor Başvuru

Türkçe Eğitim - PRİZREN/BALKAN GÜNLÜĞÜ

Kosova’da Türk dilinde eğitimin verildiği ilkokul ve lise kayıtlarına son 15 yılın en büyük öğrenci başvurusu yapıldı. 1951 yılında bu yana resmi olarak ilkokul düzeyinden üniversite düzeyine kadar Türk dilinde eğitimin verildiği Kosova’da, özellikle 1999 yılı savaşı sonrası Türkçe eğitimde her geçen yıl öğrenci başvuru sayısında düşüş yaşanıyordu. Özellikle Türk dilinin resmi dil olduğu Prizren’de devlete ait 7 ilkokul ve 4 lise de Türkçe eğitim verilmekte.

Devamını oku...
 

Gençler;

Gençler; Kırım, Kazan, Astrahan, Buhara, Hive, Semerkant, Taşkent, Fergana, Merv, Kaşgar, Kabil, Delhi gibi şehirleri haritada bulun, bölgeyi işaretleyin, bu bölgenin tarihi coğrafyasını çok iyi öğrenin. Mevcut haritalardaki ülke sınırlarını kaldırın, sınırları olmayan bir harita üzerinde çalışın. Rusça öğrenmeye başlayın. Bölgenin tarihini öğrenin. Seyahatnameleri okuyun. Güncel haberleri takip edin. Sörfçülerin beklediği büyük dalga gibi, tarihin de (pek sık olmayan) dalgaları vardır, bölgeyi tekrar dünya siyasi sahnesine çıkaracak dalga uzakta değil, ilgilenmek için geç bile kalındı.

Bu ufku yakalayamazsak Anadolu bize mezar olur.

Ömer Özercan

Devamını oku...
 

Medeniyet

 

"Medeniyet"in sayısız tanımı yapılmış. Bir tanım da biz yapalım: "Medeniyet gül alıp gül satmak, gülü gül ile tartmaktır."

Ömer Özercan

 

"Yakamoz"

Aslı Rumca olan bu kelimeye bambaşka bir anlam veren, kelimeyi canlı tutan, şarkılara ve şiirlere konu eden Türkçedir. Türk halkıdır. Başkasından aldıklarını, özüne zarar vermeden zenginleştirebilen onu kendinden yapmasını bilen başka bir millet var mıdır

Dünya'nın En Güzel Kelimesi Neden Türkçe'den Seçildi?

Türkçemizin güzelliklerini göz ardı etmeye başladığımızdan bu yana çok oldu. Türkçe’nin ses zenginliğinin yanında, maddi ve manevi ifade zenginliği Türkiye’de unutulmaya yüz tutmuşken, Dünya’da hatırlandı.

Almanya'nın başkenti Berlin'deki Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından 2007 yılının Ekim ayında düzenlenen, 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin göz önünde tutulduğu yarışmada, Türkçe ''Yakamoz'' sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak seçildiğinde, biz de, Türkçemizin güzelliklerini yeniden hatırladık.

Alman Dış İlişkiler Enstitüsü’nce gerçekleştirilen “Dünyanın En Güzel Sözcüğü” yarışması, kurumun yayın organı “Kültür Değişimi” (Kulturaustauch) tarafından, “2007 Ruh Bilimleri Yılı Etkinlikleri” kapsamında organize edilmişti.

Sözlük Anlamı

Türk Dil Kurumu, kökeni Rumca olan yakamoz kelimesini iki farklı şekilde tarif ediyor: İlk tarifte “biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı” deniyor.

Devamını oku...
 

Türkçedeki Yakamoz kelimesi

"Almanya’da düzenlenen bir yarışmada, Türkçedeki Yakamoz kelimesi, dünyanın en güzel sözcüğü seçildi.

Berlin’de faaliyet gösteren Dış İlişkiler Enstitüsü tarafından düzenlenen ve 60 ülkeden yaklaşık 2 bin 500 kelimenin değerlendirildiği yarışmada, Türkçe Yakamoz sözcüğü, 3 kişilik jüri tarafından dünyanın en güzel sözcüğü olarak belirlendi.

Enstitü tarafından yapılan açıklamada, jürinin yakamoz sözcüğünü, kelimenin orijinalliğini, anlamını ve kültürel önemini göz önünde bulundurarak birinciliğe layık gördüğü bildirildi. Türk Dil Kurumu’na göre yakamoz sözcüğü, denizde balıkların veya küreklerin kımıldanışıyla oluşan parıltı ve biyolojik ışık üretme özelliğine sahip, akıntı ve rüzgârlarla sürüklenen ve bir şeye dokunduğunda ışık veren deniz hayvanı anlamına geliyor.

Devamını oku...
 
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  4 
  •  5 
  •  6 
  •  7 
  •  8 
  •  9 
  •  10 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »


Sayfa 1 - 21

KAN GÖNÜLLÜLERİ

Reklam

Reklamlar

KİMLER ÇEVRİMİÇİ

Şu anda 30 ziyaretçi çevrimiçi

Copyright © 2011 - ... Designed by  
Her hakkı saklıdır.